10 Ekim 2026 - Cumartesi
Bir damla zeytinyağı, bir şehir dolusu gurur. Gençay'a hayali soru
Sokaklar aynı sokaklardır. Deniz yine bildiğimiz denizdir. Apollon’un sütunları binlerce yıldır durdukları yerde durur. Ama insanların birbirine bakışında küçük bir ışık belirir. Didim’in dünya rekorunu kazandığı akşam, o ışığın adını biliyorduk: Gurur.
Yazar - Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 5 dk.

Yusuf Mehmet Sarışın
msarisin@gmail.com - 0507 723 4769Bir damla zeytinyağı, bir şehir dolusu gurur
Yusuf Mehmet Sarışın yazdı
Bazı akşamlar bir şehrin yüzü değişir.
Sokaklar aynı sokaklardır. Deniz yine bildiğimiz denizdir. Apollon’un sütunları binlerce yıldır durdukları yerde durur. Ama insanların birbirine bakışında küçük bir ışık belirir.
Didim’in dünya rekorunu kazandığı akşam, o ışığın adını biliyorduk:
Gurur.
Bir tadım şişesi ne kadar küçüktür… Avucunuzun içinde kaybolur. Fakat binlerce insan o küçük şişeleri aynı amaçla eline aldığında, ortaya bir şehrin hatırası çıkar.
O gün kimi okulundan geldi, kimi işinden zaman ayırdı. Kimi yürüyerek ulaştı alana, kimi bir arkadaşının yanında. Belki bazıları hayatında ilk kez zeytinyağını böyle dikkatle tattı.
Ve hepsi, kendi hayatının içinden birkaç dakikayı Didim’e verdi.
İnsanın yaşadığı yere verebileceği güzel hediyelerden biri de budur: Zamanı.
Biz de Yeni Didim Haberim’de günlerdir çağrılar yaptık. Yazdık, anlattık, duyurduk. Zekiye Sarışın ile birlikte, daha çok insan haberdar olsun istedik. Bir öğrencinin, bir emeklinin, bir esnafın “Ben de gideyim” demesine katkımız olduysa ne mutlu bize.
Rekor açıklandığında, o çağrıların içindeki umut da karşılığını buldu.
Yıllar sonra bir çocuk büyüyüp kendi çocuğuna anlatacak belki:
“Didim dünya rekoru kazanırken ben oradaydım.”
Bir fotoğraf çıkaracak. Kalabalığın içinden kendini gösterecek. O gün giydiği kıyafeti hatırlayacak; yanında duran arkadaşını, öğretmenini…
Bir kentin tarihi biraz da böyle yazılır. Resmî belgelerin yanında, insanların sakladığı küçük hatıralarla.
Bu sevinci düşünürken aklımdan Belediye Başkanı Hatice Gençay’la yapabileceğim hayalî bir sohbet geçti.
Bir yerde karşılaşmışız. Çaylar gelmiş. Ben, yıllardır sorularla yaşayan bir gazetecinin alışkanlığıyla, sözü dönüp dolaştırıp Didim’e getirmişim.
“Başkanım,” demişim, “size biraz tuhaf bir soru soracağım.”
Gülümseyerek bakmış:
“Sor Yusuf Bey.”
“Bu rekor seçim kaybettirir mi?”
Bir an durmuş. Sonra, sorunun içindeki şakayı yakalamış gibi çayını tabağına bırakmış.
Belki şöyle cevap vermiş:
“Yusuf Bey, Didim’in kazandığı bir başarıya ben de sevinirim. Seçim geldiğinde yaptığımız işleri anlatırız, hemşehrilerimiz kararını verir. Şimdi bırakın da bu rekorun sevincini yaşayalım.”
Ben de gülmüşüm.
“İşte başkanım,” demişim, “benim duymak istediğim de bu. Didim’in sevincine bir gülümseme daha katılsın.”
Belki o da bana takılmış:
“Siz gazeteciler de insanı çay içerken bile sorusuz bırakmıyorsunuz!”
Haklıdır.
Elli yılı aşan meslek hayatında insanın bazı alışkanlıkları kolay değişmiyor. Bazen ciddi bir soruyu gülümseyerek sorarsınız. Çünkü karşınızdaki insanın cevabını, bütün resmî cümlelerden sıyrılmış hâliyle duymak istersiniz.
Bu sohbet yaşanmadı. Ama bir gün yaşansa, ikimizin de yüzünde böyle bir gülümseme olmasını isterim.
Zeytin ağacına bakınca insanın aceleciliği biraz diner.
Biz gündelik tartışmalarımızla meşgulken o, kökleriyle toprağa tutunur. Mevsimini bekler. Meyvesini verir. Altında kimlerin oturduğunu, gölgesinde hangi sohbetlerin edildiğini yıllarca biriktirir.
Bir dalından alınan zeytin, farklı evlerde aynı sofraya dönüşür.
Didim’de o gün binlerce insanın elindeki zeytinyağı da böyle bir yakınlık kurdu. Birbirini tanımayan insanlar, aynı başarıya küçük bir katkı sundu. Sonunda herkesin anlatabileceği ortak bir hikâye doğdu.
Ben o hikâyeyi seviyorum.
Tadım sırasını bekleyen çocuğu, işine dönmeden önce alana uğrayan esnafı, arkadaşının koluna girip gelen yaşlı insanı düşünüyorum. Her birinin katılımıyla büyüyen sayının, akşam nasıl sevince dönüştüğünü düşünüyorum.
Sayın Başkan da bu yazıyı okuduğunda, umarım hayalî soruma gülümser.
“Bu rekor seçim kaybettirir mi?”
Belki içinden, “Yusuf Bey yine bir soru bulmuş,” der.
Ben de ona bir çay borçlanmış olurum.
Çayı içerken rekoru konuşuruz. Didim’in zeytinini, üreticisini, çocuklarını… Bundan sonra birlikte sevinilecek daha kaç güzel iş yapılabileceğini konuşuruz.
Çünkü o küçük tadım şişesinin içinde, bir damla zeytinyağından fazlası vardı.
Didim’de yaşayan insanların, yaşadıkları yere duydukları sevgi vardı.
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları







