28 Aralık 2025 - Pazar

Cezasızlık Kültürü: MESEM, Çocuk İşçiliği ve Devletin Sessizliği!

Türkiye’de son yıllarda giderek görünür hâle gelen ve artık münferit olaylarla açıklanamayacak bir olgu var: Cezasızlık Kültürü.

Yazar - Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 3 dk.
Yusuf Mehmet Sarışın

Yusuf Mehmet Sarışın

msarisin@gmail.com - 0507 723 4769
Google News

Cezasızlık Kültürü: MESEM, Çocuk İşçiliği ve Devletin Sessizliği!

Türkiye’de son yıllarda giderek görünür hâle gelen ve artık münferit olaylarla açıklanamayacak bir olgu var: Cezasızlık Kültürü.

Bu kültür, yalnızca hukukun işletilmemesiyle değil; denetimsizlik, siyasal tercihler ve toplumsal duyarsızlığın birleşimiyle şekilleniyor. En ağır ve en sarsıcı tezahürü ise çocukların çalışırken ölmesi.

Son verilere göre en az 87 çocuk, işyerlerinde yaşamını yitirdi. Bu çocukların önemli bir kısmı MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi) kapsamında “öğrenci” statüsüyle çalışıyordu. Ancak gerçekte olan, eğitim değil; çocuk emeğinin sistematik biçimde ucuz işgücüne dönüştürülmesiydi.

MESEM: Eğitim mi, Kurumsallaşmış Çocuk İşçiliği mi?

MESEM modeli, teoride “eğitim–üretim dengesi” üzerine kurulu görünse de pratikte çocukları iş güvenliği olmayan atölyelere, sanayi sitelerine ve ağır çalışma koşullarına teslim eden bir mekanizmaya dönüştü.

Haftanın büyük bölümü işyerinde geçiyor

Denetim neredeyse yok

İş güvenliği eğitimleri kâğıt üzerinde

İş kazaları “kader”, “talihsizlik” ya da “bireysel hata” olarak sunuluyor

Bu yapı, çocukların ölümünü olağanlaştıran bir sisteme hizmet ediyor. Eğitim adı altında çocukların yaşam hakkı pazarlık konusu hâline geliyor.

Cezasızlık Kültürünün Sosyolojik Zemini

Cezasızlık yalnızca hukuki bir boşluk değildir; toplumsal bir iklimdir.

Bu iklim şu unsurlarla beslenmektedir:

Yoksulluğun normalleştirilmesi
“Aile geçimini sağlasın” gerekçesiyle çocuk emeği meşrulaştırılıyor.

Sorumluluğun aşağıya itilmesi
Devlet geri çekiliyor; sorumluluk aileye, çocuğa ya da “kader”e yükleniyor.

Görünmezleştirme
Ölen çocuklar haber oluyor ama sistem sorgulanmıyor.

Alışma hali
Her ölümden sonra kısa süreli öfke, ardından sessizlik.

Bu süreçte toplum, çocuk ölümlerine karşı duyarsızlaştırılıyor.

Politik Tercih Olarak Cezasızlık

Cezasızlık, bir ihmaller zinciri değil; bilinçli bir siyasal tercihtir.

Denetim yapılmaz

İşverenler ciddi yaptırımlarla karşılaşmaz

Kamu görevlileri sorumluluk almaz

Yargı süreçleri uzar ya da sonuçsuz kalır

Bu tablo, sermayeyi koruyan; emeği ve özellikle çocuk emeğini feda edilebilir gören bir politik anlayışın ürünüdür.

MESEM üzerinden yaratılan sistem, piyasanın ihtiyaçlarını, çocukların yaşam hakkının önüne koymaktadır.

87 Çocuk: Bir İstatistik Değil, Bir İthamdır

87 çocuk ölümü bir sayı değildir.
Bu rakam;

Denetimsizliğin

İhmalkârlığın

Siyasal sorumsuzluğun

Toplumsal sessizliğin

toplu bilançosudur.

Her çocuk ölümü, yalnızca işyerinin değil; eğitim sisteminin, devletin ve toplumun sorumluluğudur.

Sonuç: Bu Bir Kaza Değil, Bir Sistemdir

Türkiye’de çocukların çalışırken ölmesi “kaza” değildir.
Bu ölümler:

Öngörülebilir

Önlenebilir

Sorumluları belli

olan sistematik sonuçlardır.

Cezasızlık Kültürü sürdükçe, MESEM benzeri modeller var oldukça ve çocuk emeği “ekonomik zorunluluk” diye sunuldukça bu ölümler devam edecektir.

Asıl soru şudur:
Bir ülkede çocukların ölümü cezasız kalıyorsa, orada hangi suç gerçekten cezalandırılmaktadır?

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları