Didim için soruyorum: Pozitif Ayrımcılık mı, Adalet mi?
Didim, Türkiye'nin en renkli kentlerinden biridir. Bu kentte Karadeniz'den Ege'ye, İç Anadolu'dan Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya, Trakya'dan Akdeniz'e kadar ülkemizin hemen her bölgesinden insanlar birlikte yaşamaktadır.

Yusuf Mehmet Sarışın
msarisin@gmail.com - 0507 723 4769Didim için soruyorum: Pozitif Ayrımcılık mı, Adalet mi?
Didim, Türkiye'nin en renkli kentlerinden biridir. Bu kentte Karadeniz'den Ege'ye, İç Anadolu'dan Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya, Trakya'dan Akdeniz'e kadar ülkemizin hemen her bölgesinden insanlar birlikte yaşamaktadır. Bunun yanında farklı ülkelerden yerleşen yabancı vatandaşlar da Didim'in sosyal dokusunun önemli bir parçasıdır.
Bu çeşitlilik, Didim'in en büyük zenginliğidir.
Ancak zaman zaman yerel yönetimlerde, sivil toplum kuruluşlarında ve bazı özel kuruluşlarda yöneticilerin hemşehrilik ilişkilerini öne çıkaran yaklaşımlar sergilediğine ilişkin eleştiriler gündeme gelmektedir. Ne kadar doğru bilemem. Ama bildiğim pozitif ayrımcılık yapmak adaletin dengelerini bozar. Bu yazıyı okuyanların da konuyu kendilerine göre yorumlamaları gerekir. Pozitif ayrımcılık varsa ya da gördülerse bu yazımın paylaşıldığı facebook sayfamdaki "Yusuf Mehmet Sarışın" "Yeni Didim Haberim" veya "Mehmet Sarışın" sayfama yorum olarak yazmalarını rica ederim.
Aynı memleketten olan kişilere öncelik tanınması, görev dağılımında ya da hizmet sunumunda hemşehrilik bağlarının etkili olduğu yönündeki algı, toplumun ortak huzuruna zarar vermektedir.
Elbette herkes doğduğu yeri sever. Hemşehrisini görünce mutlu olur, kültürel bağlarını yaşatmak ister. Bunun hiçbir sakıncası yoktur. Sakınca, bu duyguların kamu yönetimine taşınmasıyla başlar.
Bir belediye başkanı, oda başkanı, kamu yöneticisi ya da sivil toplum temsilcisi makamına oturduğu andan itibaren yalnızca kendi hemşehrilerinin değil, o kentte yaşayan herkesin yöneticisidir. Çünkü makamlar, belirli bir yöreyi değil, bütün toplumu temsil eder.
Hemşehrilik esas alınarak yapılan her tercih, diğer vatandaşlarda dışlanmışlık duygusu oluşturur. Bu da zamanla güven duygusunu zedeler. İnsanlar, "Acaba ben de aynı memleketten olsaydım daha mı farklı davranılırdı?" sorusunu sormaya başlar. Böyle bir düşüncenin oluşması bile kamu yönetimi açısından ciddi bir sorundur.
Pozitif ayrımcılık kavramı, aslında dezavantajlı grupların toplumsal hayata eşit şartlarda katılmasını sağlamak amacıyla geliştirilmiş evrensel bir ilkedir.
Kadınlar, engelliler, şehit yakınları veya sosyal açıdan dezavantajlı kesimler için uygulanan pozitif ayrımcılık, toplumsal adaleti güçlendirmeyi hedefler.
Ancak hemşehrilik üzerinden oluşturulan ayrıcalık, pozitif ayrımcılık değildir. Bu, fırsat eşitliğini bozan ve liyakat ilkesini zayıflatan bir anlayıştır.
Didim gibi sürekli göç alan kentlerde en önemli ihtiyaç, ortak kent kültürünün geliştirilmesidir. İnsanların nereli olduklarından çok, Didim'e ne kattıkları önem taşımalıdır.
Bu şehirde yaşayan herkes aynı kaldırımlarda yürümekte, aynı pazardan alışveriş yapmakta, aynı hastaneden hizmet almakta ve aynı vergileri ödemektedir.
Öyleyse hizmette de eşitlik esastır.
Yöneticilerin başarı ölçüsü, kendi hemşehrilerine ne kadar yakın oldukları değil; bütün vatandaşlara ne kadar adil davranabildikleridir.
Adalet, bir yöneticinin en güçlü referansıdır.
Bugün Didim'in ihtiyacı; memleketçiliği, grupçuluğu ve hemşehriciliği değil, ortak aklı, liyakati ve tarafsızlığı öne çıkaran bir yönetim anlayışıdır.
Çünkü Didim'i Didim yapan, insanların doğdukları şehirler değil; birlikte kurdukları ortak yaşamdır.
Unutulmamalıdır ki adaletin olduğu yerde güven, güvenin olduğu yerde huzur, huzurun olduğu yerde ise gerçek kalkınma vardır. Didim'in geleceğini şekillendirecek olan da hemşehrilik bağları değil; eşitlik, liyakat ve ortak kent bilincidir.




