SEVAP KİMİN DEFTERİNE YAZILIR?
Sevap deyince çoğumuzun aklına büyük hayırlar gelir. Kalabalık sofralar, yüklü bağışlar, herkesin duyduğu yardımlar…

Yusuf Mehmet Sarışın
msarisin@gmail.com - 0507 723 4769SEVAP KİMİN DEFTERİNE YAZILIR?
Sevap deyince çoğumuzun aklına büyük hayırlar gelir. Kalabalık sofralar, yüklü bağışlar, herkesin duyduğu yardımlar…
Oysa bazen sevap, pazar torbasını taşımakta zorlanan bir komşunun elinden yükünü almaktır. Bazen bir çocuğu dikkatle dinlemek, bazen de kimse görmeden bir kapıya yemek bırakmaktır.
Size bir hikâye anlatayım.
Bir akşamüstü, yaşlı bir kadın pazardan dönüyordu. İki elinde torbalar, önünde çıkması gereken uzun bir yokuş vardı. Birkaç adım atıyor, durup soluklanıyordu. Yanından insanlar geçiyordu. Kimi telefonuna bakıyor, kimi evine yetişmeye çalışıyordu.
O sırada okuldan dönen bir genç durdu.
“Anneciğim, torbaları ben taşıyayım,” dedi.
Kadın önce istemedi. “Senin de işin vardır evladım,” diye karşılık verdi.
“Yok,” dedi genç. “Benim acelem yok.”
Birlikte yokuşu çıktılar. Kapıya vardıklarında kadın torbalarını aldı, gence teşekkür etti. Genç de gülümsedi ve yoluna devam etti.
Ne fotoğraf çekildi ne de bu küçük yardım bir yerde duyuruldu. Gencin cebinden para çıkmadı. Yalnızca birkaç dakikasını verdi, biraz da yoruldu.
Belki kadının o gün en çok ihtiyaç duyduğu şey, torbalarının taşınmasından çok, birinin durup “Yardım edeyim” demesiydi.
İyilik yapmak için zengin olmayı beklemeye gerek yok. Bir selam vermek, içten bir teşekkür etmek, kırıcı bir sözü söylemekten vazgeçmek de insanın elindedir. Hastalanan komşunun kapısını çalmak, yalnız yaşayan bir büyüğü aramak, bir çocuğun sorusuna sabırla cevap vermek… Bunların çoğu para istemez. Ama zaman ve özen ister.
Yine de kendimize şu soruyu sormalıyız: Yardım ettiğimiz kişinin ihtiyacını mı görüyoruz, yoksa yaptığımız iyiliğin görülmesini mi istiyoruz?
Bir insanın zor gününü fotoğraf karesine dönüştürmeden de yanında olabiliriz. Sofraya davet ettiğimiz kişinin adını duyurmadan da karnını doyurabiliriz. Onurunu koruyarak uzatılan el, yardımın kendisi kadar kıymetlidir.
Elbette iyiliğin duyurulması bazen başka insanları da harekete geçirir. Fakat bunun için yardım alan kişinin mahcubiyetini herkesin önüne sermek gerekmez. İyiliği anlatırken bile karşımızdakini düşünmeliyiz.
Sevabın hesabını tutmak bize düşmez. “Ben senin için şunu yaptım” diye hatırlatılan yardım, yıllar sonra bile insanın kalbini incitebilir. Bize düşen, elimizden geleni yapmak ve ardından bunu bir alacak defterine yazmamaktır.
Belki o genç, yokuşun sonunda kadının ettiği duayı duymadı. Belki kadın da onun adını hiç öğrenmedi.
Olsun.
O akşam bir insan yokuşu tek başına çıkmadı. Bazen bütün mesele budur.






