Türkiye nefes alırsa Didim esnafı ve turizmi de nefes alır
Türkiye bu haftaya umutla değil, yüksek dikkatle giriyor.

Yusuf Mehmet Sarışın
msarisin@gmail.com - 0507 723 4769Türkiye nefes alırsa Didim esnafı ve turizmi de nefes alır
Türkiye bu haftaya umutla değil, yüksek dikkatle giriyor.
Türkiye bu haftaya yalnız yoksulluk ve geçim kaygısıyla değil, aynı zamanda demokrasi ve temsil tartışmasıyla giriyor.
Türkiye’de emeklinin alım gücü eridikçe Didim çarşısında daha az harcama, esnafta daha yavaş tahsilat, yazlığa giden aile bütçesinde daha sert kısma görülür.
Türkiye rahatlamazsa Didim de rahatlamaz; Türkiye nefes alırsa Didim çarşısı, sahili, esnafı ve turizmi de nefes alır.
Üstelik petrol fiyatı ve kur baskısı Didim’i yalnız pompada değil, sezon maliyetlerinde de vurur: otobüs ve uçak bileti pahalanır, otellerin enerji gideri artar, restoranın tedarik maliyeti yükselir, tekne turundan market rafına kadar her halka etkilenir. Didim gibi yaz sezonuna hassas kentlerde “küresel savaş” önce televizyon ekranında görünür, sonra benzin istasyonunda, manav tezgâhında ve rezervasyon telefonunda hissedilir.
9 Mart 2026 itibarıyla Türkiye bu haftaya nasıl giriyor?
Türkiye, Mart ayının ikinci haftasına aynı anda birkaç cepheden baskı altında giriyor: içeride geçim sıkıntısı, emeklinin daralan alım gücü, siyasette sertleşen kutuplaşma ve Ekrem İmamoğlu davasının yeni evresi; dışarıda ise ABD-İsrail-İran savaşıyla büyüyen enerji riski, petrol şoku, Trump faktörü ve Ramazan Bayramı’na doğru Ortadoğu’daki belirsizlik. Bu tablo, Ankara’dan İstanbul’a, oradan da Ege kıyısındaki Didim’e kadar uzanan geniş bir etki alanı yaratıyor.
Ekonomide ilk büyük gerçek şu: Türkiye’de enflasyon gerilese bile hayat pahalılığı hafiflemiş değil. TÜİK verisine göre şubatta aylık enflasyon yüzde 2,96, yıllık enflasyon yüzde 31,53 oldu. Reuters’ın aktardığına göre özellikle gıda ve içecek kalemindeki güçlü artış, Merkez Bankası’nın 12 Mart’taki faiz kararı öncesinde baskıyı artırıyor. Üstelik İran savaşı nedeniyle enerji fiyatlarındaki yükseliş, enflasyonla mücadeleyi yeniden zorlaştırıyor.
Büyüme tarafında ise ekonomi tamamen durmuş değil, ama ivme kaybediyor. Reuters’ın aktardığı son veriye göre Türkiye ekonomisi 2025’in tamamında yüzde 3,6 büyüdü; bu, ekonominin hâlâ döndüğünü ama artık daha kırılgan bir dengede ilerlediğini gösteriyor. Yani Ankara’nın resmi çizgisi “dezenflasyon sürüyor” dese de sahadaki vatandaş için his, “fiyat artışı yavaşlasa bile hayat ucuzlamıyor” şeklinde.
Bu yüzden haftanın en ağır başlıklarından biri yine emekliler olacak. Emekli cephesinde temel sorun, maaşın nominal tutarından çok satın alma gücü. Reuters’ın önceki çerçevesi ve son enflasyon verileri birlikte okunduğunda, özellikle sabit gelirlinin gıda, kira, sağlık ve enerji kalemleri altında ezildiği görülüyor. 2026 için emekli bayram ikramiyesi konusunda bugün itibarıyla teyit edilmiş yeni bir resmi tutar yok. Eldeki güncel ve güvenilir veriler, tartışmanın sürdüğünü ama asıl meselenin ikramiyeden çok kalıcı alım gücü kaybı olduğunu gösteriyor.
Burada kritik bir eşik de para politikası. Reuters anketine göre Merkez Bankası’nın 12 Mart 2026 toplantısında politika faizini yüzde 37’de sabit bırakması bekleniyor. Gerekçe açık: savaş kaynaklı petrol riski, kur oynaklığı ve Merkez Bankası’nın döviz piyasasına müdahale etmek zorunda kalması. Eğer enerji şoku derinleşirse, emekliye, memura, asgari ücretliye ve küçük esnafa en hızlı yansıma yine akaryakıt, nakliye ve mutfak üzerinden gelecek.
Siyasette haftanın en sert ekseni ise kuşkusuz Ekrem İmamoğlu. Reuters ve AP’ye göre İmamoğlu, 400’den fazla sanığın yer aldığı büyük yolsuzluk davasında bugün itibarıyla yeni bir aşamaya giriyor. Muhalefet bu süreci açık biçimde “siyasetin yargı eliyle dizaynı” olarak görüyor; iktidar ise yargının bağımsız çalıştığını savunuyor. Ancak işin siyasal anlamı daha büyük: Türkiye’de seçmenin önüne artık yalnız ekonomi değil, “iktidar-muhalefet mücadelesinin hangi zeminde süreceği” sorusu da geliyor. İmamoğlu dosyası, sadece İstanbul’u değil, 2028’e giden hattı ve olası erken seçim tartışmalarını da etkiliyor.
Bu nedenle Türkiye bu haftaya yalnız yoksulluk ve geçim kaygısıyla değil, aynı zamanda demokrasi ve temsil tartışmasıyla giriyor. Çünkü ekonomik daralma dönemlerinde seçmen genellikle “sofradaki eksilme” ile “siyasetteki baskı algısını” birlikte okur. Türkiye’de bugün oluşan hava da budur: ekonomi tek başına konuşulmuyor; hukuk, yargı, ifade alanı ve siyasal rekabetin niteliğiyle beraber konuşuluyor.
Gelelim dış dünyaya. Haftanın en sarsıcı gelişmesi, İran’da yeni dini liderin belirlenmesi oldu. Reuters ve AP’ye göre İran’da, öldürülen Ali Hamaney’in ardından oğlu Mücteba Hamaney yeni dini lider olarak öne çıktı ve göreve getirildi. Bu sadece İran iç siyaseti açısından değil, bütün bölge açısından kırılma anlamına geliyor. Çünkü bu tercih, Tahran’ın yumuşama değil sertleşme mesajı verdiğini; Washington ve Tel Aviv’e “geri adım yok” dediğini gösteriyor.
Burada Trump faktörü belirleyici. Reuters’ın son haberlerine göre Donald Trump, İran savaşının ne zaman biteceğinin Netanyahu ile “karşılıklı” verilecek bir karar olduğunu söylüyor; daha birkaç gün önce de İran’a “koşulsuz teslimiyet” tonunda mesajlar veriyordu. Bu, Beyaz Saray’ın krizi sadece askeri değil, siyasi gösteri alanı olarak da kullandığını düşündürüyor. Fakat aynı savaş, Trump’ın kendi ekonomisini de zorluyor; çünkü petrol fiyatları sıçradıkça ABD’de de benzin fiyat baskısı artıyor.
Savaşın ekonomik faturası şimdiden hissediliyor. Reuters ve AP verilerine göre Brent petrol 9 Mart’ta sert sıçradı; savaş ve Hürmüz Boğazı riski nedeniyle küresel enerji piyasasında şok fiyatlama oluştu. Körfez borsaları düştü, tanker trafiği baskı altına girdi ve hükümetler enerji şokunun etkisini sınırlamak için acil önlemler konuşmaya başladı. Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için bunun anlamı net: kur ve enerji üzerinden ikinci tur enflasyon baskısı.
Peki Ramazan Bayramı yaklaşırken Ortadoğu’da tablo nasıl? Türkiye’de Diyanet takvimine göre Ramazan Bayramı 20-22 Mart 2026’da idrak edilecek; arefe 19 Mart Perşembe. Ancak bölgenin geneline bakıldığında bu bayram, klasik “ziyaret, sevinç ve hareketlilik” ikliminden çok daha gergin bir atmosferde geçecek gibi görünüyor. Reuters, Lübnan ve çevresinde yerinden edilmenin arttığını; Körfez’de turizm, hava trafiği ve ticaretin savaş baskısı altında olduğunu aktarıyor. Gazze, Lübnan, Suriye hattında insani yük ağırlaşırken Körfez ülkeleri de güvenlik ve enerji riski arasında sıkışıyor.
Bu yüzden bu yıl Ortadoğu’da Ramazan Bayramı’nın ana duygusu büyük ihtimalle “kutlama”dan çok “temkin” olacak. Sınır kapıları, hava sahaları, ulaşım maliyetleri, güvenlik alarmı ve siyasi tedirginlik; bayram ekonomisini ve toplumsal hareketliliği sınırlayabilir. Özellikle Körfez turizmine, alışveriş merkezlerine, otellere ve havayolu trafiğine bağımlı şehirlerde savaş gölgesi çok daha görünür hale gelmiş durumda.
Bu genel tablonun Didim’e yansıması da önemlidir. Didim ilk bakışta büyük jeopolitiğin uzağında görünen bir Ege kıyı kenti olsa da aslında bu tür krizlerden doğrudan etkilenir. Çünkü Didim’in ekonomisinde üç ana damar vardır: emekli nüfusun tüketim gücü, yaz sezonuna bağlanan turizm beklentisi ve inşaat-gayrimenkul-ek hizmetler zinciri. Türkiye’de emeklinin alım gücü eridikçe Didim çarşısında daha az harcama, esnafta daha yavaş tahsilat, yazlığa giden aile bütçesinde daha sert kısma görülür.
Üstelik petrol fiyatı ve kur baskısı Didim’i yalnız pompada değil, sezon maliyetlerinde de vurur: otobüs ve uçak bileti pahalanır, otellerin enerji gideri artar, restoranın tedarik maliyeti yükselir, tekne turundan market rafına kadar her halka etkilenir. Didim gibi yaz sezonuna hassas kentlerde “küresel savaş” önce televizyon ekranında görünür, sonra benzin istasyonunda, manav tezgâhında ve rezervasyon telefonunda hissedilir.
Yine de Didim açısından tamamen karamsar bir resim çizmek doğru olmaz. ITB Berlin’in 60. kez düzenlenmesi ve Türkiye’nin Alman pazarı açısından hâlâ güçlü konumunu koruması, Ege destinasyonları için bir fırsat penceresi yaratıyor. TÜRSAB’ın ITB Berlin 2026 duyurusuna göre fuar 3-5 Mart’ta 170 ülkeden 5.800 katılımcı ve yaklaşık 100 bin ziyaretçi beklentisiyle gerçekleşti. Bu, Didim gibi destinasyonlar için görünürlük ve pazar bağlantısı anlamına geliyor. Ancak fırsatın kazanca dönüşmesi için tek şart var: güvenlik endişesinin büyümemesi ve Türkiye’de fiyat/kalite dengesinin bozulmaması.
Sonuçta Türkiye bu haftaya umutla değil, yüksek dikkatle giriyor. Ekonomide enflasyon tam yenilmemiş, siyasette tansiyon düşmemiş, dışarıda savaş genişleme riskini koruyor. Emekli “maaşım yetmiyor” diyor; esnaf “müşteri temkinli” diyor; siyaset “yargı mı, mücadele mi?” sorusuna kilitlenmiş durumda. Trump’ın sert dili, İran’daki yeni liderlik ve petrol şoku, Ankara’nın ekonomik manevra alanını daraltıyor. Ramazan Bayramı yaklaşırken Türkiye’de de Ortadoğu’da da sevinç kadar tedirginlik konuşuluyor. Didim ise bu büyük tablonun küçük ama çok hassas bir aynası gibi duruyor: Türkiye rahatlamazsa Didim de rahatlamaz; Türkiye nefes alırsa Didim çarşısı, sahili, esnafı ve turizmi de nefes alır.





