25 Temmuz 2026 - Cumartesi
Lozan’ın Gölgesinde Yeni Bir Siyasi Başlangıç
Özgür Özel'in 24 Temmuz'da, Lozan Antlaşması'nın 103. yıl dönümünde Hacı Bayram Veli Camii önünde yaptığı açıklama da bu yönüyle sıradan bir parti tanıtımının çok ötesinde, güçlü sembollerle örülmüş siyasi bir manifestodur.
Yazar - Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 4 dk.

Yusuf Mehmet Sarışın
msarisin@gmail.com - 0507 723 4769Lozan’ın Gölgesinde Yeni Bir Siyasi Başlangıç
Türk siyasetinde bazı açıklamalar vardır ki yalnızca bir parti kuruluşunu değil, aynı zamanda yeni bir siyasi dönemin başlangıcını simgeler. Özgür Özel'in 24 Temmuz'da, Lozan Antlaşması'nın 103. yıl dönümünde Hacı Bayram Veli Camii önünde yaptığı açıklama da bu yönüyle sıradan bir parti tanıtımının çok ötesinde, güçlü sembollerle örülmüş siyasi bir manifestodur.
Konuşmanın en dikkat çekici yönü, seçilen zaman ve mekândır. Hacı Bayram Veli Camii, Birinci Meclis ve Lozan yıl dönümü... Bunların her biri Cumhuriyet'in kuruluş hafızasında önemli yer tutan sembollerdir. Özgür Özel'in konuşmasını bu üç tarihi unsur üzerine inşa etmesi, yeni kurulan partinin kendisini Cumhuriyet'in kurucu iradesinin devamı olarak konumlandırma isteğinin açık bir göstergesidir.
Konuşmada sık sık Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Kurtuluş Savaşı, Misak-ı Milli ve Lozan Antlaşması'na vurgu yapılması tesadüf değildir. Özellikle "Lozan Türkiye'nin tapu senedidir" ifadesi, son yıllarda Lozan üzerinden yürütülen siyasi tartışmalara karşı net bir duruş sergilemektedir. Böylece yeni parti, kuruluş deklarasyonunu yalnızca bugünün siyasi gündemi üzerine değil, Cumhuriyet'in temel değerleri üzerine oturtmaktadır.
Dikkat çeken bir başka unsur ise Cumhuriyet Halk Partisi isminin konuşmada neredeyse hiç kullanılmamasıdır. Buna karşılık Cumhuriyet'in kuruluş felsefesi, Birinci Meclis ruhu ve Kuvayı Milliye anlayışı sürekli ön plana çıkarılmıştır. Bu tercih, yeni siyasi hareketin yalnızca bir isim değişikliği olmadığını, ideolojik olarak Cumhuriyet'in kurucu çizgisini sahiplenmeye devam edeceği mesajını vermektedir.
Özgür Özel'in "hukuki yolların tıkandığı", "siyasi mücadelenin imkânsızlaştırıldığı" yönündeki ifadeleri ise konuşmanın siyasi gerekçesini oluşturmaktadır. Böylece yeni partinin kuruluşu bir tercih değil, zorunluluk olarak sunulmaktadır. Bu söylem, kamuoyunda oluşabilecek "neden yeni parti?" sorusuna verilen siyasi bir cevaptır.
Konuşmanın organizasyonu da dikkat çekicidir. İçişleri Bakanlığı'na kuruluş evraklarının verilmesi, aynı anda Birinci Meclis ziyareti, ardından Anadolu Kulübü'nde Kurucular Kurulu toplantısı yapılacağının açıklanması, sürecin önceden planlanmış ve sembolik değeri yüksek bir senaryo içerisinde yürütüldüğünü göstermektedir.
"91 milletvekilinin imzası", "93 kurucu milletvekili", "TBMM'de kuruluş günü ana muhalefet partisi olacağız" ifadeleri ise yeni partinin yalnızca bir siyasi girişim değil, parlamentoda güçlü temsil iddiasıyla doğduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye siyasetinde yeni kurulan partilerin önemli bölümü sıfırdan örgütlenirken, burada doğrudan ana muhalefet konumuyla yola çıkıldığı vurgulanmaktadır.
Konuşmanın son bölümünde yer alan "Yolumuz iktidar yoludur" cümlesi ise klasik muhalefet söyleminden farklı olarak doğrudan iktidar hedefini ortaya koymaktadır. Bu ifade, seçmene uzun vadeli bir muhalefet değil, kısa vadede iktidar alternatifi olma iddiasını taşımaktadır.
Bununla birlikte, bu tarihi çıkışın gerçek başarısı yalnızca güçlü semboller kullanmakla ölçülmeyecektir. Türkiye'de siyasi partilerin ömrünü belirleyen unsur; ekonomi, hukuk, adalet, sosyal politikalar ve toplumun günlük sorunlarına üretecekleri somut çözümlerdir. Tarihsel referanslar seçmende ilk heyecanı oluşturabilir; ancak kalıcı siyasi başarı, güven veren kadrolar, uygulanabilir projeler ve halkın beklentilerine cevap verecek politikalarla mümkündür.
Sonuç olarak Özgür Özel'in yaptığı açıklama, siyasi iletişim açısından son derece dikkatle hazırlanmış, sembolizmi yüksek ve tarihsel göndermeleri güçlü bir kuruluş manifestosu niteliği taşımaktadır. Cumhuriyet'in kuruluş hafızasını merkezine alan bu söylemin toplumda nasıl karşılık bulacağını ise bundan sonraki siyasi performans ve milletin sandıkta vereceği karar belirleyecektir. Çünkü Türkiye'de son sözü her zaman olduğu gibi yine millet söyleyecektir.
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları




