30 Eylül 2026 - Çarşamba

EMEKLİ YOKSULLUĞU: BİR ÖMÜR ÇALIŞIP GEÇİNEMEMEK

Gençliğini çalışarak geçirmiş. Sabah erkenden kalkmış, işe yetişmiş, çocuk büyütmüş, vergi ödemiş, sigorta primi yatırmış. Hayatının en güçlü yıllarını üretime vermiş.

Yazar - Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 8 dk.
Yusuf Mehmet Sarışın

Yusuf Mehmet Sarışın

msarisin@gmail.com - 0507 723 4769
Google News

EMEKLİ YOKSULLUĞU: BİR ÖMÜR ÇALIŞIP GEÇİNEMEMEK

Yusuf Mehmet Sarışın yazdı

Bir insan düşünün…

Gençliğini çalışarak geçirmiş. Sabah erkenden kalkmış, işe yetişmiş, çocuk büyütmüş, vergi ödemiş, sigorta primi yatırmış. Hayatının en güçlü yıllarını üretime vermiş.

Sonra emekli olmuş.

Artık biraz dinleneceğini, eşiyle bir çay içeceğini, çocuklarını ziyaret edeceğini, torununa küçük bir hediye alabileceğini düşünmüş.

Ama kendisini başka bir mesainin içinde bulmuş: Ay sonunu getirme mesaisi.

Emekli yoksulluğu dediğimiz şey, yıllarca çalışmış bir insanın emeklilik gelirinin temel ihtiyaçlarını ve insan onuruna yakışan bir hayatı karşılamaya yetmemesidir.

Kirasını ödemekle mutfağını doldurmak arasında seçim yapmasıdır. Elektrik faturasını düşünerek evini yeterince ısıtamamasıdır. Bir arkadaşının çay davetini, cebindeki parayı hesaplayarak geri çevirmesidir.

Ve bazen torununa “Bir dahaki sefere alırız” derken gözlerini kaçırmasıdır.

Bu meselenin ekonomik adı yoksulluktur. İnsanın içindeki karşılığı ise çok daha ağırdır.

Maaşın yükselmesi, hayatın iyileşmesi demek mi?

Ekonomide iki kavram vardır: Nominal gelir ve reel gelir.

Nominal gelir, hesabınıza yatan para miktarıdır. Reel gelir ise o parayla alabildiğiniz mal ve hizmettir.

Emeklinin hayatını belirleyen, maaşının kaç lira olduğu kadar o maaşın kaç günlük geçimi karşılayabildiğidir.

Basit, varsayımsal bir örnek verelim: Maaş yüzde 20 artarken aynı dönemde satın alınan ihtiyaçların maliyeti yüzde 30 yükseliyorsa, emeklinin alım gücü yaklaşık yüzde 7,7 azalır. Hesabına daha fazla para yatmıştır; fakat alışveriş sepeti küçülmüştür.

İşte bu yüzden yalnızca zam oranını konuşmak eksik kalır.

Asıl soru şudur: Emekli, zamdan sonra daha iyi yaşayabiliyor mu?

Kirasını daha rahat ödeyebiliyor mu? Sofrasına yeterli ve dengeli yemek koyabiliyor mu? Beklenmedik bir masraf çıktığında borçlanmadan karşılayabiliyor mu?

Cevap hayırsa, açıklanan artışın emeklinin hayatındaki karşılığını yeniden düşünmek gerekir.

Emeklinin enflasyonu mutfağında yaşanır

Genel enflasyon, çok sayıda mal ve hizmetin fiyat değişimini bir araya getirir. Her hanenin harcama yapısı ise aynı değildir.

Düşük gelirli bir emeklinin bütçesinde gıda, kira, elektrik, su, ısınma ve sağlık giderleri büyük yer tutabilir. Bu kalemlerdeki artış, onun günlük hayatına daha güçlü yansır.

Çünkü vazgeçebileceği harcama alanı dardır.

Zaten tatile çıkmayan bir insana “Tatil yapma” diyemezsiniz. Zaten dışarıda yemek yemeyen bir insandan orada tasarruf bekleyemezsiniz. Evinin yalnızca bir odasını ısıtan insana biraz daha kısmasını söylemek, tasarruf tavsiyesinin sınırına gelindiğini gösterir.

Bir noktadan sonra yapılan şey tasarruf olmaktan çıkar; ihtiyaçlardan vazgeçmeye dönüşür.

Et almamak, meyveyi azaltmak, ayakkabıyı yenilememek, ziyarete gitmemek…

Yoksulluk, insanın hayatını böyle böyle daraltır. Nitekim TÜİK’in yoksulluk araştırmaları da yalnızca gelire bakmaz; temel ihtiyaçları karşılayabilme ve sosyal hayata katılabilme imkânlarını da değerlendirir.

Emeklilik aylığı bir haktır

Ben meseleye emeğin karşılığı açısından bakıyorum.

Emekli, bu ülkenin üretimine katılmış insandır. Fabrikada çalışmış, dükkân açmış, tarlada üretmiş, çocuk okutmuş, hastaya bakmış, haber yazmış, yol yapmış, hizmet vermiştir.

Emeklilik aylığı, sosyal güvenlik sistemi içinde kazanılmış bir haktır.

Bu nedenle emeklinin geçim meselesi, dönem dönem yapılacak yardımlarla geçiştirilemez. Yardım, acil bir sıkıntıyı hafifletebilir. Ancak her ay yeniden ortaya çıkan gelir yetersizliğinin kalıcı çözümü, düzenli gelirin yeterli hâle gelmesidir.

Bir insanın ay boyunca yaşayabilmesi, bir sonraki yardımın ne zaman açıklanacağını beklemesine bağlı olmamalıdır.

Sosyal devletin sorumluluğu, yaşlılıkta ekonomik güvenceyi sağlayabilmektir.

“Bütçeye yük” denilen insanın bir ömrü var

Elbette emeklilik sisteminin mali dengesi önemlidir. Nüfusun yaşlanması, çalışanların sayısı, kayıt dışı istihdam ve prim gelirleri hesaba katılmalıdır.

Fakat mali denge tartışılırken emeklinin sofrası da hesabın içinde olmalıdır.

Sorunu yalnızca aylıkları düşük tutarak çözmeye çalışmak, bedeli en az ödeme gücü olan kesime taşır. Daha adil bir yaklaşım; kayıtlı istihdamı artırmayı, prim kayıplarını azaltmayı, kamu kaynaklarını verimli kullanmayı ve vergi yükünü ödeme gücüne göre dağıtmayı birlikte düşünür.

Emekliye ayrılacak kaynak tartışılırken diğer harcamaların gerekliliği ve verimliliği de aynı ciddiyetle sorgulanmalıdır.

Ekonomik tercihlerin toplumsal sonuçları vardır. Bir bütçe tablosunda küçük görünen eksiklik, bir evde boş kalan buzdolabı anlamına gelebilir.

Emeklinin geçim sıkıntısı esnafın kasasına da yansır

Emeklinin gelirindeki yetersizlik kendi evinin kapısında kalmaz.

Alışverişini azalttığında pazarcının satışı düşer. Ayakkabısını yenileyemediğinde dükkânın işi eksilir. Bir çay içmeye çıkamadığında kahvenin, kafenin müşterisi azalır.

Didim gibi turizmle birlikte yerel halkın harcamalarıyla da yaşayan ilçelerde bunu düşünmek gerekir. Sezonun dışında çarşıyı ayakta tutan insanların arasında emekliler de vardır.

Bu nedenle emeklinin alım gücünü korumak, yerel ekonomik hayatı da destekler. Elbette bunun kalıcı olabilmesi için gelir politikası; üretim, fiyat istikrarı ve sağlam finansmanla birlikte yürütülmelidir.

Emeklinin cebini, esnafın kasasını ve ülkenin ekonomisini birbirinden kopuk düşünemeyiz.

Çalışmak bir tercih olabilmeli

Emeklilikten sonra çalışmak isteyen insan çalışabilir. Mesleğini sürdürmekten mutluluk duyabilir, üretmeye devam etmek isteyebilir.

Ama çalışmadan kirasını ödeyemeyen, mutfağını dolduramayan insanın durumu farklıdır.

İleri yaşta geçinebilmek için yeniden iş aramak zorunda kalmak, emekliliğin ekonomik güvence işlevinin zayıfladığını gösterir.

Aynı şekilde çocukların anne babalarına destek olması değerlidir. Fakat yetişkin evladının yardımına mecbur bırakılan emeklinin sıkıntısı, o evladın bütçesine de taşınır.

Böylece yoksulluk kuşaklar arasında paylaşılır; ortadan kalkmaz.

Çözüm, geçimi merkeze almakla başlar

Emekli yoksulluğuyla mücadelede ölçümüz açık olmalıdır: Bir insan temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyor ve toplumsal hayata katılabiliyor mu?

Aylıkların alım gücü korunmalı; özellikle düşük gelirli emeklilerin gıda, barınma ve sağlık giderleri dikkate alınmalıdır. Geçmişten gelen alım gücü kayıpları da ayrıca değerlendirilmelidir. Çünkü yalnızca yeni fiyat artışlarını telafi etmek, daha önce oluşmuş açığı kendiliğinden kapatmaz.

Prim ödeme süresi ve kazanç düzeyiyle aylık arasındaki ilişki de adil biçimde korunmalıdır. Sisteme daha fazla katkı yapmış insanların hakları gözetilirken en düşük gelirli emekliler için yeterli bir güvence sağlanmalıdır.

Yerel yönetimlerin sosyal hizmetleri günlük hayatı kolaylaştırabilir. Ancak merkezi düzeyde yeterli emeklilik gelirinin yerini tutamaz.

Bütün bunlar yapılırken kaynak açıkça gösterilmeli, uygulama sürdürülebilir olmalıdır. Emeklinin ihtiyacı, birkaç aylık rahatlamanın ardından aynı sıkıntıya dönmek değildir.

Bir ülkenin başarısı emeklinin hayatında da görülmeli

Ekonomik büyümeyi konuşuyoruz. Yatırımları, ihracatı, turizm gelirlerini konuşuyoruz.

Bunların vatandaşın hayatında bir karşılığı olmalı.

Bir ömür çalışmış insan pazara giderken kaygı duyuyorsa, fatura geldiğinde uykusu kaçıyorsa, torununa küçük bir hediye almak bütçesini sarsıyorsa, ekonomik başarıyı anlatırken o hayatı da görmek zorundayız.

Emekli yoksulluğu, emeğin yaşlılıkta ne kadar korunduğunu gösterir. Genç insana da geleceği hakkında bir mesaj verir: “Bugün çalışıyorum; yarın nasıl yaşayacağım?”

Benim sorum açık:

Bu ülkeye yıllarını veren insan, ömrünün kalanında neden sürekli geçim hesabı yapmak zorunda olsun?

Emekli, ay sonunu getirme telaşından uzak, güven içinde yaşayabilmeli. Sofrasına otururken, faturayı açarken, torununa sarılırken cebindeki paranın kaygısını taşımamalı.

Bunca yıllık emeğin karşılığı, huzurlu bir hayat olmalı.

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları