16 Aralık 2025 - Salı
Sağcılık–Solculuk Nedir? Türkiye’de 'Sağ–Sol Kavgası' Ne Zaman Başladı
Sağcılık–Solculuk Nedir, Türkiye’de “Sağ–Sol Kavgası” Ne Zaman Başladı; 1960 ve 1980 İhtilalleri Bu Hikâyenin Neresinde?
Yazar - Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 9 dk.

Yusuf Mehmet Sarışın
msarisin@gmail.com - 0507 723 4769Sağcılık–Solculuk Nedir, Türkiye’de “Sağ–Sol Kavgası” Ne Zaman Başladı; 1960 ve 1980 İhtilalleri Bu Hikâyenin Neresinde?
Yusuf Mehmet Sarışın | Yeni Didim Haberim
Türkiye’de “sağcılık–solculuk” çoğu zaman bir etiket, hatta bazen bir hakaret dili gibi kullanılır. Oysa siyaset bilimi açısından sağ–sol, tek başına “iyi–kötü” ayrımı değil; toplumun nasıl yönetileceği, ekonominin nasıl işleyeceği, özgürlük–eşitlik dengesinin nasıl kurulacağı ve devletin rolünün ne olacağına dair farklı cevap kümeleridir. Dahası, Türkiye’de sağ–sol, Batı’daki biçimiyle birebir örtüşmez; tarihsel travmalar, güvenlik kaygıları, din–laiklik gerilimi, merkez–çevre çatışması ve kimlik meseleleri bu ekseni sürekli yeniden biçimlendirir.
Sağcılık nedir; solculuk nedir?
Solculuk (genel çerçeve)
Sol düşünce, klasik tanımıyla toplumsal eşitliği artırma ve ayrıcalık/hiyerarşi üretme potansiyeli taşıyan düzenlemelere karşı denge kurma fikrine yaslanır. Devletin sosyal politika yoluyla (eğitim, sağlık, çalışma hayatı, sendikalar, gelir dağılımı) piyasayı “terbiye etmesi” gerektiğini savunan çizgilerden, daha radikal eşitlikçi çizgilere kadar geniş bir yelpazesi vardır. Sağ–sol ayrımının tarihsel kökeninin Fransız Devrimi dönemindeki meclis oturma düzenine dayandığı anlatı, bu etiketlerin aslında tarihsel bir sınıflandırma olduğunu da hatırlatır.
Sağcılık (genel çerçeve)
Sağ düşünce ise çoğunlukla toplumsal düzen, otorite, gelenek, mülkiyet, güvenlik ve süreklilik vurgusuyla anılır. Devletin temel görevinin “düzen”i korumak, toplumsal değişimin ise “kontrollü ve kademeli” ilerlemesi gerektiğini savunan muhafazakâr çizgilerle; piyasayı önceleyen liberal çizgiler; milliyetçi çizgiler ve dinî referanslarla siyaset kuran akımlar, Türkiye’de “sağ” başlığı altında sıkça yan yana gelir.
Kritik not: Türkiye’de sağ–sol çoğu zaman yalnız ekonomi politikalarıyla değil, aynı anda laiklik–dindarlık, milliyetçilik–enternasyonalizm, devletçilik–piyasa, merkez–çevre gibi eksenlerle iç içe okunur. Bu yüzden aynı aktör, bir alanda “sol”, başka bir alanda “sağ” refleksler gösterebilir.
Türkiye’de sağ–sol kavgası ne zaman başladı?
Türkiye’de “sağ–sol çatışması” denince, siyasal şiddetin yoğunlaştığı dönem için literatürde sıklıkla 1968’den 12 Eylül 1980’e uzanan süreç işaret edilir. Bu dönem; kampüslerden sokaklara, sendikalardan mahallelere taşan, ideolojik kamplaşmanın silahlı şiddete dönüştüğü bir fazdır.
Elbette Cumhuriyet’in ilk dönemlerinden itibaren farklı ideolojik akımlar vardı; ancak “sağ–sol kavgası” diye hafızaya kazınan şey, kitlesel siyasal mobilizasyon + örgütlenme + sokak şiddeti bileşiminin 1960’ların sonu ve 1970’lerde belirginleşmesidir. 1961 Anayasası’nın açtığı görece özgürlük alanı, sendikal ve öğrenci hareketlerini büyütürken; Soğuk Savaş bağlamı, güvenlikçi refleksler ve karşı-mobilizasyonlar da çatışmayı sertleştirdi.
“Bitecek mi?”: Sağ–sol kavgası sona erer mi, biçim mi değiştirir?
Tarihsel deneyim şunu söylüyor: Sağ–sol gerilimi bütünüyle “bitmekten” çok, biçim değiştirir. 1980 öncesinde çatışma daha çok “sokak şiddeti ve örgüt çatışması” karakteri taşırken; sonraki yıllarda eksen, giderek kültürel kutuplaşma, kimlik, yaşam tarzı, güvenlik–özgürlük dengesi ve ekonomik adalet başlıklarında yoğunlaşma eğilimindedir. Bu nedenle “bitecek mi?” sorusunun gerçekçi karşılığı şudur:
-
Şiddet boyutu, güçlü hukuk devleti ve kurumsal siyasetin kanallarıyla azalabilir;
-
Ancak sağ–sol gibi büyük ideolojik ayrımlar, modern demokrasilerde tamamen kaybolmaz, yeni temalarla yeniden kurulur.
Cumhuriyet’ten bugüne “önemli solcular” ve “önemli sağcılar”
Bu liste, “kim kimin neresinde durur” tartışmasının doğası gereği mutlak değil, gazetecilikte kullanılan makul bir siyasal sınıflandırmadır. Türkiye’de sağ–solun, dönemlere göre değişen anlamları nedeniyle bazı isimler “merkez”, “merkez sağ”, “merkez sol” gibi ara kategorilerde de okunabilir.
Önemli sol figürler (seçki)
-
Mustafa Kemal Atatürk / İsmet İnönü: Klasik sağ–sol skalasına sığmayan, devlet kurucu modernleşme çizgisi (dönemsel olarak devletçilik, halkçılık vurguları).
-
Mehmet Ali Aybar, Behice Boran: Türkiye İşçi Partisi geleneğinde sosyalist siyaset.
-
Bülent Ecevit: “Ortanın solu” söylemiyle sosyal demokrat çizginin ana akım temsilcilerinden (CHP/DSP hattı).
-
Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya: 1968 kuşağı ve devrimci hareketin sembol isimleri.
-
Erdal İnönü: Sosyal demokrat siyaset (SHP) ve merkez sol koalisyonlar döneminin belirleyici aktörlerinden.
Önemli sağ figürler (seçki)
-
Adnan Menderes: Demokrat Parti dönemi; ekonomik/siyasal dönüşüm ve 27 Mayıs’a giden gerilimin merkezindeki lider.
-
Süleyman Demirel: Adalet Partisi ve sonrasında merkez sağın uzun süreli belirleyici figürü.
-
Necmettin Erbakan: Millî Görüş çizgisi (MSP/Refah/Fazilet) ve İslamcı siyasetin kurumsallaşması.
-
Alparslan Türkeş: Milliyetçi hareketin (CKMP→MHP) lideri; 1970’ler mobilizasyonunda etkili.
-
Turgut Özal: ANAP dönemi; 1980 sonrası liberal ekonomi–merkez sağ sentezinin simge ismi.
-
Muhsin Yazıcıoğlu: Ülkücü-milliyetçi çizgide ayrı bir siyasal damar (BBP).
(Not: Bu “seçki”nin sınırları, bir makale hacmine sığma zorunluluğundan kaynaklıdır; çok daha geniş bir kadro saymak mümkündür.)
27 Mayıs 1960: Sağ–sol kavgasından önce gelen “sistem krizi”
27 Mayıs 1960’ı doğrudan “sağ–sol kavgasını bitirme/başlatma” ekseninde okumak eksik kalır. Bu müdahale daha çok iktidar–muhalefet gerilimi, demokratik rekabetin sertleşmesi, basın/üniversite üzerindeki baskı tartışmaları, ordu–siyaset ilişkisi ve “rejim güvenliği” iddiaları bağlamında şekillendi. Nitekim dönemi değerlendiren akademik çalışmalar, Demokrat Parti iktidarıyla kurumlar arasındaki gerilimin darbe sürecinde belirleyici olduğuna işaret eder.
Ancak 27 Mayıs’ın sağ–sol hikâyesine dolaylı ama kritik etkisi şudur: 1961 Anayasası’nın açtığı görece özgürlük alanı, sendikalardan öğrenci hareketlerine kadar sol mobilizasyonu artırırken; buna eşlik eden Soğuk Savaş iklimi ve karşı tepkiler de ilerleyen yıllarda ideolojik kamplaşmanın sertleşmesi için elverişli bir zemin oluşturdu.
12 Eylül 1980: Sağ–sol şiddetinin “gerekçe”, yeni düzenin “sonuç” olduğu kırılma
12 Eylül 1980, doğrudan 1970’lerin yaygın siyasi şiddeti ve “yönetilemezlik” algısı üzerine inşa edildi. Darbenin gerekçeleri arasında ülkedeki yaygınlaşan siyasi cinayetler ve çatışma ortamı sıklıkla zikredilir; müdahalenin ardından partilerin kapatılması, siyasal alanın yeniden düzenlenmesi ve sert bir depolitizasyon dönemi gelir.
Burada sağ–sol açısından iki temel sonuç öne çıkar:
-
Şiddet döngüsü bastırıldı; siyaset alanı daraltıldı.
-
Uzun vadede, sol hareketin örgütsel kapasitesi daha ağır tahribata uğrarken; 1980 sonrası kurulan yeni siyasal–ekonomik düzen (24 Ocak kararlarıyla uyumlu liberal dönüşüm) ve “merkez sağ”ın yeniden inşası, farklı toplumsal sonuçlar üretti. (Bu ikinci başlık, literatürde “asimetri” tartışmalarını doğurur; farklı kaynaklar farklı ağırlıklar verir.)
Günümüzde sağ–sol kavramı değişti mi?
Evet; hem dünyada hem Türkiye’de. Klasik sanayi toplumunun sınıf eksenli siyasetinden, daha parçalı bir toplumsal yapıya geçildi. Türkiye’de bugün:
-
Ekonomide “devlet mi piyasa mı?” tartışması sürse de, siyasal kamplaşma çoğu zaman kimlik, kültür, güvenlik ve yönetim modeli üzerinden yürüyor.
-
Sağ ve solun bazı ekonomik söylemleri birbirine yaklaşabiliyor; buna karşılık kültürel/simgesel cepheleşme sertleşebiliyor.
-
1970’lerin “sağ–sol çatışması” biçimi (örgüt–karşı örgüt sokak şiddeti) ile bugünün kutuplaşması aynı şey değil; çatışma repertuarı değişti.
Son söz: Türkiye sağ–solu “bitirme” değil “siyasallaştırma” meselesidir
Türkiye’nin temel ihtiyacı, sağ ya da solu “tasfiye” etmek değil; her iki damarın da şiddete ve dışlayıcılığa sapmadan, kurumsal siyaset ve hukuk içinde rekabet edebilmesini sağlamaktır. Çünkü sağ–sol, demokrasilerde bir “kavga sebebi” değil; doğru kanallarla işletildiğinde toplumsal taleplerin temsil mekanizmasıdır.
Bugün “sağ–sol biter mi?” sorusunu daha gerçekçi bir çerçeveye çevirmek gerekir:
Şiddet ve düşmanlaştırma bitebilir mi? Evet; hukuk devleti, ifade özgürlüğü, şeffaf siyaset finansmanı, güçlü yerel yönetimler, çoğulcu medya ve kaliteli eğitim gibi kurumsal temeller güçlendikçe bu mümkündür. Ama sağ–sol gibi büyük fikir ayrımları, muhtemelen yeni adlarla ve yeni tartışma başlıklarıyla yaşamaya devam edecektir.
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları





