25 Eylül 2026 - Cuma

Günahın Manevi ve Toplumsal Yüzü ile Çocukken Öğrendiğim Şey

Günah, insanın yalnızca bir kuralı çiğnemesi değildir. Bazen kalbinin bildiği doğruya sırtını dönmesidir. Kimsenin görmediği bir yerde verilen karar, kimsenin duymadığı bir söz, insanın kendi vicdanında yaşamaya devam eder.

Yazar - Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 4 dk.
Yusuf Mehmet Sarışın

Yusuf Mehmet Sarışın

msarisin@gmail.com - 0507 723 4769
Google News

Günahın Manevi ve Toplumsal Yüzü ile Çocukken Öğrendiğim Şey

1. Bölüm — Günahın Manevi Yüzü

Günah, insanın yalnızca bir kuralı çiğnemesi değildir. Bazen kalbinin bildiği doğruya sırtını dönmesidir. Kimsenin görmediği bir yerde verilen karar, kimsenin duymadığı bir söz, insanın kendi vicdanında yaşamaya devam eder.

Din bize iyilikle kötülük arasında seçim yapma sorumluluğunu hatırlatır. Fakat günahı düşünürken yalnızca cezayı konuşmak eksik kalır. Pişmanlığı, tövbeyi ve yeniden başlama imkânını da konuşmak gerekir. İnsan hata yapabilir; hatasını kabul ettiğinde ise değişmenin ilk adımını atar.

Birini kırdıysak yalnızca içimizden üzülmek yetmez. Özür dilemek, hakkını teslim etmek ve aynı yanlışı tekrarlamamaya çalışmak gerekir. Manevi arınma, insanlarla ilişkimizden ayrı düşünülemez. Dilimizde dua varken davranışımızda merhamet yoksa vicdanımız bize bunu hatırlatır.

Belki de günah üzerine sorulacak en dürüst soru şudur: “Ben ne yaptım?” Bu soruya mazeret aramadan cevap verebilen insan için dönüş yolu açıktır.

2. Bölüm — Günahın Toplumsal Yüzü

Günahı çoğu zaman bireyin özel hayatıyla sınırlarız. Oysa bir toplumda insanların birbirine yaptığı haksızlıklar da vicdan meselesidir. İşçinin emeğini karşılıksız bırakmak, ihtiyaç sahibini aşağılamak, güçsüzün hakkını görmezden gelmek yalnızca iki kişi arasında kalmaz. Bunlar, birlikte yaşama güvenimizi aşındırır.

Bir mahallede herkes yoksulluğu görür, fakat kimse aç kalan komşusunun kapısını çalmazsa ne olur? Bir haksızlığı herkes bilir, fakat “Bana dokunmuyor” diyerek susarsa ne olur? Kimi zaman yanlış, tek bir kişinin yaptığından daha geniş bir sessizliğin içinde büyür.

Toplumsal vicdan, başkasının derdini uzaktan seyretmemekle başlar. Yardım ederken insan onurunu korumayı, eleştirirken adil olmayı, hak ararken yalnızca kendi hakkımızı düşünmemeyi gerektirir. İyilik de kötülük de davranışlarımızla yayılır.

Bu yüzden günah üzerine konuşmak, yalnızca “Kim yanlış yaptı?” diye sormak değildir. “Biz neyi olağan karşıladık, hangi haksızlığa alıştık?” diye de sormaktır. Daha adil bir hayat, bu sorulara dürüst cevaplar verdiğimizde başlayabilir.

3. Bölüm — Çocukken Öğrendiğim Şey

Çocukken büyüklerimizin bazı sözlerini hemen anlamazdık. “Kimsenin hakkını yeme,” derlerdi. “Yalan söyleme. Birinin kalbini kırdıysan gönlünü al.” O yıllarda bunlar, evden çıkarken kulağımıza ilişen öğütler gibi gelirdi.

Bir gün yaptığım bir yanlışı sakladığımı düşünelim. Kimse fark etmemiş olsun. Oyunuma döner, sofraya oturur, her şey eskisi gibi görünürdü. Ama içimde bir huzursuzluk kalırdı. Çocuk aklımla ilk kez şunu anlardım: Bir davranışın yanlış olduğunu bilmek için her zaman birinin bizi yakalaması gerekmez.

Aile telkini dediğimiz şey belki de böyle yerleşir insanın içine. Uzun konuşmalardan çok, büyüklerin gündelik davranışlarıyla. Verdikleri sözü tutmalarıyla, birinden özür dileyebilmeleriyle, kendilerine ait olmayan şeye el uzatmamalarıyla. Çocuk, söylenenleri dinler; yapılanları ise unutmaz.

Yıllar geçince günahın yalnızca çocukken korktuğum bir kelime olmadığını anladım. Bazen bir insanın hakkına girmekti, bazen kırdığım kalbi görmezden gelmek. Ailemden kalan en değerli öğüt de şu oldu: Yanlış yaptıysan onu saklamakla uğraşma; kabul et, elinden geliyorsa düzelt ve bir daha yapmamaya çalış.

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları