28 Ekim 2026 - Çarşamba
Amsterdam’dan Didim’e Bir Kentleşme Sorgusu
Didim’de 2 bin 620 kaçak bina ve ruhsatsız eklentinin yıkımı için ihaleye çıkılması, kentleşme anlayışımızı yeniden tartışmaya açıyor. Mesele yalnızca kaçak yapıları kaldırmak değil; şehirlerin bu noktaya nasıl geldiğini ve aynı tablonun nasıl önleneceğin
Yazar - Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 6 dk.

Yusuf Mehmet Sarışın
msarisin@gmail.com - 0507 723 4769Didim’de 2 bin 620 kaçak bina ve ruhsatsız eklentinin yıkımı için ihaleye çıkılması, kentleşme anlayışımızı yeniden tartışmaya açıyor. Mesele yalnızca kaçak yapıları kaldırmak değil; şehirlerin bu noktaya nasıl geldiğini ve aynı tablonun nasıl önleneceğini sorgulamak.
Aydın’ın Didim ilçesinde kaçak bina ve ruhsatsız ilavelerin yıkılması, ortaya çıkacak molozların taşınması için ihale yapılacak. Toplam 2 bin 620 yapı ve ilaveyi kapsayan işin süresi, yer tesliminden itibaren 410 takvim günü olarak belirlendi. İhale, 24 Kasım 2026 tarihinde saat 15.00’te Didim Belediyesi Meclis Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilecek.
Bu sayı üzerinde durmak gerekiyor. Çünkü karşımızda yalnızca bir yıkım programı yok. Kentin yapılaşma düzeni, denetimi ve geleceği açısından cevap bekleyen sorular var.
Ben, bir şehrin görünümünü bozan, çevresiyle bağını koparan, bakımsızlığıyla ya da kuralsızlığıyla bulunduğu sokağı yaralayan yapılara “çürük diş” diyorum. Nasıl bir çürük diş bütün ağzın sağlığını etkilerse, böyle yapılar da bir caddenin, bir mahallenin, giderek bir kentin yaşam kalitesini etkiliyor.
Ancak bu benzetme, eski olan her binanın yıkılması gerektiği anlamına gelmiyor. Bir yapının eski olması başka, kaçak olması başka, tehlike oluşturması ise başka bir meseledir. Yaşını almış bir bina, doğru bakımla şehrin en kıymetli varlıklarından biri olabilir. Kaçaklık ile yapısal güvenlik de her yapı bakımından ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Kısa bir süre önce Amsterdam’daydım. Sokaklarında, caddelerinde dolaşırken binalara gıpta ile baktım. Şehrin korunmuş dokusu, geçmişle kurduğu bağ ve yapıların birbirini tamamlayan görünümü beni etkiledi. İnsan ister istemez düşünüyor: Biz neden kendi şehirlerimize aynı özenle bakamıyoruz?
Amsterdam’ın tarihî kanal bölgesi, 2010 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunuyor. UNESCO’nun değerlendirmesi, bölgedeki 17’nci ve 18’inci yüzyıl evlerinin büyük bölümünün varlığını koruduğunu ve genel olarak iyi durumda olduğunu belirtiyor.
Bu bütünlüğün arkasında koruma uygulamaları ve yönetim mekanizmaları bulunuyor.
Benim bu manzaradan çıkardığım sonuç şu: Bir şehrin güzelliği yalnızca mimarının çiziminde başlamıyor, belediyenin denetiminde ve vatandaşın sorumluluğunda devam ediyor.
Koruma, yıllar boyunca sürdürülen bir irade gerektiriyor.
Didim ile Amsterdam’ın tarihi, ekonomik koşulları ve yapılaşma süreçleri elbette farklı. Didim’in Amsterdam’a benzemesi de gerekmiyor. Didim’in kendi kimliğini koruması, kendi sokaklarında düzeni ve güvenliği sağlaması gerekiyor. Karşılaştırılması gereken, binaların biçiminden önce şehre gösterilen özen.
Üstelik mesele Didim’le sınırlı değil. Türkiye’nin pek çok kentinde karşımıza çıkan kaçak katlar, gelişigüzel eklentiler, yarım bırakılmış inşaatlar ve bakımsız yapılar, aynı kentleşme tartışmasının farklı yüzleri.
Her birinin hukuki durumu ve çözümü farklı olsa da ortak soru değişmiyor: Bir şehir, kendi dokusunun bozulmasını neden zamanında önleyemiyor?
Didim’de açıklanan sayı da bu soruyu büyütüyor. Bu yapılar hangi yıllarda ortaya çıktı?
Tespitlerin ardından hangi işlemler yapıldı? Bugünkü yıkım aşamasına kadar nasıl bir süreç yaşandı? Bu soruların belgeleriyle açıklanması, hem kamuoyunun doğru bilgilenmesini hem de sorumlulukların anlaşılmasını sağlar.
Belediyenin hukuki süreci tamamlanan kaçak yapılar için harekete geçmesi, kent düzeni açısından gerekli bir adım olarak değerlendirilebilir. Uygulamanın başarısını ise şeffaflık, eşitlik ve güvenli yürütülmesi belirleyecek. Vatandaş, kuralların herkes için aynı biçimde uygulandığını görebilmeli.
Yıkımın kendisi de dikkatle yönetilmeli. Çevrede yaşayanların güvenliği, toz ve gürültünün azaltılması, molozların uygun alanlara taşınması ve geride yeni bir çevre sorunu bırakılmaması sürecin ayrılmaz parçaları olmalı.
Asıl başarı ölçüsü, iş makineleri çekildikten sonra ortaya çıkacak. Aynı kaçak yapılaşmanın yeniden oluşması önlenebilecek mi? Yeni ihlaller başlangıç aşamasında tespit edilebilecek mi? Kentin görünümü ve yaşam kalitesi kalıcı biçimde iyileşecek mi?
Amsterdam sokaklarında binalara bakarken hissettiğim hayranlığın içinde, kendi şehirlerimiz adına bir burukluk da vardı. Bizim de tarihimiz, güzel kıyılarımız ve korunmayı hak eden kentlerimiz var. Bunlara sahip çıkmak, günlük kararlarımızın ve yönetim anlayışımızın parçası olmak zorunda.
Didim’deki 2 bin 620 yapı ve ilaveye ilişkin ihale, bu yüzden yalnızca bir yıkım haberi olarak okunmamalı. Bu, şehrin geçmişteki yapılaşma sorunlarıyla yüzleşmesi ve gelecekte nasıl büyüyeceğine karar vermesi için bir fırsat.
Çürük dişi çekmek gerekebilir. Şehre karşı asıl sorumluluğumuz ise yeni çürüklerin oluşmasını önlemektir.
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları







