31 Mart 2026 - Salı

Savaş bu tempoda sürerse neler olacak? Sistem krizi ortaya çıkacak

Savaş bu tempoda sürerse, mesele artık yalnızca İran ile ABD-İsrail hattındaki askeri çatışma olmaktan çıkar; enerji, deniz ticareti, hava sahası güvenliği ve bölgesel ittifaklar üzerinden bütün Ortadoğu’yu sarsan bir sistem krizine dönüşür.

Yazar - Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 6 dk.
Yusuf Mehmet Sarışın

Yusuf Mehmet Sarışın

msarisin@gmail.com - 0507 723 4769
Google News

Savaş bu tempoda sürerse neler olacak? Sistem krizi ortaya çıkacak

Savaş bu tempoda sürerse, mesele artık yalnızca İran ile ABD-İsrail hattındaki askeri çatışma olmaktan çıkar; enerji, deniz ticareti, hava sahası güvenliği ve bölgesel ittifaklar üzerinden bütün Ortadoğu’yu sarsan bir sistem krizine dönüşür. 

Son günlerde Hürmüz çevresindeki gemi saldırıları, petrol akışındaki aksama ve fiyat sıçramaları bunun işaretini veriyor. Reuters’ın 31 Mart tarihli haberine göre petrol piyasası zaten sert oynaklığa girmiş durumda; Brent ve WTI’da Mart boyunca yaklaşık yüzde 58-59’luk yükselişler görülmüş durumda.

Böyle bir savaşın uzaması halinde ilk sonuç, enerji krizi ve pahalı hayat olur. Hürmüz Boğazı dünya petrol ve gaz akışının yaklaşık beşte birini taşıyor. Buradaki her aksama, sadece Körfez ülkelerini değil, Avrupa’dan Asya’ya kadar bütün ithalatçı ekonomileri etkiler. Reuters, bazı sevkiyatların ancak gece seyri, rota değiştirme ve yüksek risk önlemleriyle yapılabildiğini; yüzlerce geminin ve on binlerce denizcinin bir dönem bölgede sıkıştığını aktarıyor. Bu da petrolün yanında navlun, sigorta ve tedarik maliyetlerini yükseltir.

İkinci büyük sonuç, savaşın coğrafi olarak yayılması olur. Şu anda bile çatışma yalnızca İran topraklarıyla sınırlı değil; Körfez’de ticari gemiler, İsrail çevresi, Lübnan hattı, Yemen bağlantılı saldırılar ve bölgedeki Amerikan unsurları aynı gerilim denklemine girmiş durumda. Associated Press ve Reuters’ın son haberleri, binlerce kişinin öldüğünü, enerji altyapılarının hedef alındığını ve krizin çok cepheli bir savaşa dönüştüğünü gösteriyor. Bu sürdükçe, artık “yerel çatışma” değil, bölgesel yıpratma savaşı konuşulur.

Üçüncü sonuç, küresel ekonomide enflasyon ve durgunluk baskısının artması olur. Petrol fiyatı sadece akaryakıtı değil; elektrik maliyetini, sanayi üretimini, taşımacılığı, gıdayı ve turizmi de etkiler. Reuters, savaşın uzaması halinde fiziksel arz sıkışıklığı riskine dikkat çekiyor. Bu tablo, ithalata bağımlı ülkelerde kur baskısını ve hayat pahalılığını büyütür. Türkiye gibi enerji faturası yüksek ülkeler için bu doğrudan ekonomik sıkıntı demektir.

Türkiye bu savaşın neresinde sorusunun cevabı ise net: Türkiye savaşın resmi tarafı değil, ama savaşın tam etki alanında. Reuters’ın 30 Mart tarihli haberine göre İran’dan ateşlenen bir balistik füze Türk hava sahasına girdi ve NATO savunma sistemlerince düşürüldü; bu, savaşın başlamasından beri dördüncü olay olarak bildirildi. Yani Türkiye cephe ülkesi değil ama artık “seyirci ülke” de değil; hava sahası, NATO altyapısı ve bölgesel güvenlik konumu nedeniyle riskin doğrudan içinde.

Türkiye’nin konumu üç başlıkta okunmalı. Birincisi güvenlik cephesi: İncirlik Hava Üssü ve Kürecik radar üssü gibi NATO açısından kritik unsurlar Türkiye’yi askeri denklemde hassas bir noktaya yerleştiriyor. Reuters haberinde NATO da Türkiye’nin savunmasına hazır olduğunu açıkça vurguluyor. Bu da şu anlama gelir: Türkiye savaş istemese de, çatışmanın yanlış hesap, sapan füze ya da misilleme zinciriyle kendi sınır ve hava güvenliğine temas etme ihtimali büyümüş durumda.

İkincisi diplomatik cephe: Türkiye son gelişmelerde hem ABD-İsrail askeri hattını hem de İran saldırılarını eleştirirken, aynı zamanda diplomatik çözüm çağrısı yapıyor. Reuters ve Guardian’a göre Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır’la birlikte ateşkes ve Hürmüz’ün yeniden açılması için çok taraflı bir diplomasi hattında yer alıyor. Ankara bu tabloda savaşa giren bir aktör değil; arabuluculuk, dengeleme ve bölgesel yangını söndürme rolünü öne çıkarıyor.

Üçüncüsü ekonomi ve iç piyasa cephesi: Türkiye açısından en büyük tehdit, savaşın uzamasının petrol ve doğalgaz faturası üzerinden iç piyasaya yansımasıdır. Akaryakıt zamları, ulaştırma maliyetleri, üretim giderleri ve enflasyon baskısı iç içe geçer. Turizm ülkesi olan Türkiye için bir başka risk de bölgesel savaş algısının yabancı ziyaretçi kararlarını etkilemesidir. Yani savaş Türkiye sınırında topyekûn bir cephe açmasa bile, mutfakta, pompa fiyatlarında ve döviz dengesinde hissedilir. Bu, özellikle yaz sezonuna girilirken daha kritik hale gelir.

Özetle: Savaş sürerse Ortadoğu’da haritalar hemen değişmeyebilir ama ekonomiler sarsılır, ticaret yolları daralır, petrol daha da pahalanır, vekâlet savaşları yayılır ve Türkiye’nin güvenlik-ekonomi dengesi daha fazla zorlanır. Türkiye şu an savaşın askerî tarafı değil; fakat coğrafyası, NATO üyeliği, enerji bağımlılığı ve diplomatik ağırlığı nedeniyle bu krizin en kritik çevre ülkelerinden biri durumunda. En gerçekçi Türk pozisyonu da burada görünüyor: savaşa girmeden caydırıcılığı artırmak, hava sahasını korumak, enerji şokuna hazırlanmak ve diplomasiyi sonuna kadar zorlamak.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları