26 Ocak 2026 - Pazartesi
Akasyalar’da yaz akşamları başka olurdu
Güneş, Kültürpark’ın demir kapılarının ardından ağır ağır çekilirken, içerde bambaşka bir dünya kurulurdu.
Yazar - Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 3 dk.

Yusuf Mehmet Sarışın
msarisin@gmail.com - 0507 723 4769Akasyalar’da yaz akşamları başka olurdu.
Güneş, Kültürpark’ın demir kapılarının ardından ağır ağır çekilirken, içerde bambaşka bir dünya kurulurdu.
Kadife perdeler, yuvarlak masalar, parıltılı elbiseler, kravatlı beyler, saçları briyantinli gençler…
Ve sahne.
Afişte isimler sıralanıyor:
Vahdet Vural… Huri Sapan… Huysuz Virjin… Tülin Onay… Deniz Erkanat… Bal Arısı Özdemir, İlhan Daner… Mehmet Güçlü… Ve Barış Manço, Kurtalan Ekspres’le birlikte.
O yıllarda bir afiş, bir akşamdan fazlasını vaat ederdi.
Eğlence, buluşma, umut, hayal, kaçış…
Hepsi tek bir biletin içindeydi. 40, 50, 60, 80 lira…
Paradan çok, heyecanın rakamıydı bu.
Akasyalar’ın önünde uzun kuyruklar olurdu. İnsanlar birbirine bakar, süzer, tanışır, âşık olur, küser, barışırdı.
Müzik sadece kulaktan değil, kalpten girerdi.
Huysuz Virjin sahneye çıktığında kahkahalar tavan yapar, Barış Manço gitarın tellerine dokunduğunda sessizlik olurdu.
Çünkü o sessizlikte herkes biraz kendini dinlerdi.
Bir masada işçiler, ötekinde doktorlar, ileride öğrenciler, yan masada gazeteciler…
Aynı şarkıda, aynı espride, aynı alkışta birleşirdi.
Sosyal medya yoktu ama sosyal hayat vardı.
Fotoğraf filtresi yoktu, ama anılar capcanlıydı.
Bugün: Ekranların İçinde Kaybolan Kalabalık
Şimdi kalabalıklar var ama yalnızlık daha büyük. Eğlence var ama coşku daha sönük. Sahne var ama hikâye eksik. Alkış var ama yürek sesi az.
Bugün afişler sokakta değil, ekranlarda. Sanatçılar gözümüzün önünde ama kalbimize uzak. Bir tıkla ulaşılır olan her şey, biraz değersizleşiyor. Bir zamanlar haftalar önceden bilet aranan geceler, şimdi birkaç saniyelik “story”lere sığıyor.
O gün Akasyalar’da yan masada oturan biriyle ömürlük dostluk kurulurdu. Bugün binlerce “takipçi” var ama gerçek bir omuza yaslanmak zor.
Bir Dönemin Ruhuna Selam

Bu afiş, Türkiye’nin sahici eğlence belleğidir.
Samimiyetin, birlikte gülmenin, aynı şarkıda gözlerin dolmasının belgesidir.
Parıltıdan çok ruhu, gösteriden çok duyguyu anlatır.
Ve belki de en önemlisi şunu hatırlatır:
İnsan, eğlenceden önce insandı.
Müzikten önce hikâyeydi.
Sahneden önce hayaldi.
Bugün teknolojinin, hızın ve tüketimin ortasında, Akasyalar’daki o bir yaz akşamını özlemek boşuna değil. Çünkü orada sadece sanat yoktu; hayat vardı.
Tabii ki, bu afişte Akasyalar Gazinosu'nun efsane patronu Atalay Noyaner'in imzası vardı. Nur içinde yatsın.
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları





