04 Kasım 2026 - Çarşamba

Kahvem masada, Didim aklımda…

Bu sabah yapay zekâya, “Seninle bir kahve sohbeti yapmak istiyorum” dedim. Önceki günlerde haberlerle, fotoğraflarla, dijital gazetemizin sayfalarıyla uğraşırken ona kahve teklif etmiştim. Kendisi kahve içemiyor ama sohbetten geri kalmıyor.

Yazar - Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 10 dk.
Yusuf Mehmet Sarışın

Yusuf Mehmet Sarışın

msarisin@gmail.com - 0507 723 4769
Google News

Kahvem masada, Didim aklımda…

Yusuf Mehmet Sarışın

Bu sabah yapay zekâya, “Seninle bir kahve sohbeti yapmak istiyorum” dedim. Önceki günlerde haberlerle, fotoğraflarla, dijital gazetemizin sayfalarıyla uğraşırken ona kahve teklif etmiştim. Kendisi kahve içemiyor ama sohbetten geri kalmıyor.

Bu kez bir değişiklik yapalım istedim. Hep soruları ben soracak değilim ya… “Bugün sen sor” dedim. “Yanıtları da beni tanıdığın kadarıyla benim ağzımdan yaz. Gazetecilik yaşamımı, Didim’i, bu mesleğe neden hâlâ böyle bağlı olduğumu konuşalım.”

Aşağıdaki satırlar, bu isteğim üzerine hazırlanmış kurgusal bir kahve sohbeti. Sorular yapay zekâdan; yanıtlar, benim ağzımdan yazılmış bir gazetecilik ve Didim muhasebesi…

Kahvem masada. Didim yine aklımda.

— Mehmet Bey, kahveye nereden başlayalım? İzmir’den mi, Didim’den mi?

İzmir’den başlayalım, yolumuz zaten Didim’e çıkar. İnsan doğduğu şehrin sesini yanında taşıyor. Benim gazetecilik yolculuğum da İzmir’de başladı. 1 Ocak 1974’te adım attığım bu meslek, zamanla hayatımın bütününe yayıldı.

Gazetecilik insana dikkatle bakmayı öğretiyor. Bir sokaktan geçerken yalnızca binaları görmüyorsunuz. O sokakta kim yaşıyor, esnafın işi nasıl, yaşlı bir insan kaldırımda rahat yürüyebiliyor mu, çocuk nerede oynuyor… Bunlar da gözünüze takılıyor. Sonra eve geliyorsunuz; sokakta gördükleriniz sizinle birlikte masaya oturuyor.

— Yarım asrı aşan bir meslek hayatı… Bugün geriye bakınca ne görüyorsunuz?

Çok emek görüyorum. Demokrat İzmir’den Ege Ekspres’e, Yeni Asır’dan Sabah’a, Habertürk ve Hürriyet Ege’ye uzanan bir meslek birikimi var. Her haber merkezinin insana kattığı başka bir şey oluyor.

Ama yılları sayınca her şey anlatılmış olmuyor. Asıl mesele, o yılların size ne öğrettiği. Ben hâlâ bir açıklamayı okurken eksik kalan soruyu arıyorum. Bir haberi hazırlarken okurun nerede durup “Peki sonra ne olmuş?” diyeceğini düşünüyorum. Mesleğin insanda bıraktığı alışkanlıklar bunlar.

— Sabah gazetesinden 1996’da emekli oldunuz. Gazetecilikten emeklilik mümkün mü?

Benim hayatımda pek mümkün olmadı. Emeklilik işlemi yapılıyor ama merak duygusuna emeklilik dilekçesi veremiyorsunuz.

Bugün de yazıyla, haberle, fotoğrafla uğraşıyorum. YeniDidimHaberim.Com var, dijital gazete var, kişisel sitem var. Bazen bir sayfanın yazısı okunaklı mı diye bakıyorum, bazen fotoğrafın yerini değiştiriyorum. Bir başlığı yeniden düşünüyorum. Okurun karşısına düzgün bir iş çıkarmak istiyorum. Bunun yaşı yok.

— Didim, bu uzun yolculuğun neresinde?

Bugünkü hayatımın tam içinde. Didim benim için her gün yeniden haberini yaptığım, sokaklarında yürüdüğüm, insanlarını dinlediğim bir şehir.

Burada bir karar alındığında etkisini uzaktan izlemiyorsunuz. O karardan etkilenen esnafla karşılaşıyorsunuz. Yol sorununu yazdığınız mahalleden geçiyorsunuz. Haberin muhatabı da okuru da aynı şehirde yaşıyor. Yerel gazeteciliğin sorumluluğunu biraz da bu yakınlık belirliyor.

— Didim’i bir cümleyle anlatmanızı istesem?

Tarihiyle, deniziyle ve insanlarıyla çok şey vaat eden; geleceği üzerine daha fazla düşünmemiz gereken bir şehir derim.

Ama Didim’i tek cümleye sığdırmak zor. Altınkum’u konuşurken turizme geliyorsunuz. Apollon’u konuşurken tarihe, Miletos’u konuşurken düşünceye… Sonra bugünün Didim’ine dönüyorsunuz: yollar, kaldırımlar, yapılaşma, geçim derdi, gençlerin geleceği. Benim yazı masamda bunların hepsi yan yana duruyor.

— Didim hakkında yazarken zaman zaman sertleşiyorsunuz. Bunun sebebi ne?

Çünkü bazı soruların karşılığı gündelik hayatta var. Bir vatandaş kaldırımda yürümekte zorlanıyorsa bunu yalnızca güzel cümlelerle anlatamazsınız. Bir işin maliyeti kamuoyunu ilgilendiriyorsa rakamını sormanız gerekir. Verilen bir sözün üzerinden zaman geçtiyse sonucunu takip edersiniz.

Elbette eleştirinin dayanağı olmalı. Bildiğinizle duyduğunuzu ayıracaksınız. Soruyu açık soracaksınız. Yanıt geldiğinde de okura aktaracaksınız. Sert bir başlık atmak kadar, o başlığın arkasını doldurabilmek de önemli.

— Bir belediye başkanıyla, siyasetçiyle ya da iş insanıyla iyi ilişkiler kurmak gazeteciyi zorlar mı?

Zorladığı anlar olabilir. Yerel gazetecilik yapıyorsanız insanlarla sık sık karşılaşırsınız. Aynı toplantıda bulunur, aynı masada çay içersiniz. Bu, yaptıkları işi sorgulama sorumluluğunuzu ortadan kaldırmaz.

Benim için ölçü şu: Dün birlikte kahve içtiğim birine bugün gerekli soruyu sorabiliyor muyum? Yanlış bir bilgi yayımladıysam düzeltebiliyor muyum? Haklı bir açıklama yaptığında onu da verebiliyor muyum? Mesleki ilişkinin sağlamlığı burada belli olur.

— Yerel bir yayıncı olarak reklamla gazetecilik arasındaki dengeyi nasıl görüyorsunuz?

Bir yayının giderleri var. Emek veriliyor, zaman harcanıyor, teknik hizmet alınıyor. Reklam da bu işin ekonomik tarafının bir parçası.

Okurun ise karşısındaki içeriğin ne olduğunu bilmesi gerekir. Reklamı reklam olarak görmeli; haberi de gazetecilik ölçüleriyle değerlendirebilmeli. Yayıncının en kıymetli birikimi, okurun ona duyduğu güvendir. O güveni korumak günlük bir sorumluluk.

— Amsterdam üzerine yazılarınızda da kent yaşamına dikkat ediyorsunuz. Seyahatte bile gazeteci gözü kapanmıyor mu?

Kapanmıyor. Zekiye ile gezerken elbette müzelere bakıyor, meydanları dolaşıyor, fotoğraf çekiyoruz. Ama bir yandan da şehrin nasıl işlediğine dikkat ediyorum.

Bir bina nasıl korunmuş? İnsanlar kıyıyı nasıl kullanıyor? Yaya nereden yürüyor, bisikletli nereden gidiyor? Sonra ister istemez Didim’i düşünüyorsunuz. Gördüğünüz her uygulama buraya aynen taşınamaz. Fakat iyi bir örnek, kendi şehriniz için daha iyi sorular sormanızı sağlar.

— O sorulardan biri bisiklet yolu mu?

Evet. Çünkü bir şehrin yaşam kalitesini gündelik ihtiyaçlar üzerinden de konuşmalıyız. İnsan evinden çıkıp güvenle yürüyebiliyor mu? Bisiklete binebiliyor mu? Çocuğuyla, ailesiyle rahatça vakit geçirebiliyor mu?

Büyük etkinliklerin yanında bu ihtiyaçların da konuşulmasını istiyorum. İnsanların yılın her günü kullandığı bir yolun, kaldırımın, parkın hayatlarındaki karşılığı çok büyük. Gazetecinin bu konuları gündemde tutması gerekiyor.

— Didim’in geleceği için sizi en çok düşündüren konu ne?

Şehrin büyümesiyle birlikte yaşamın nasıl şekilleneceği. Yeni bir yapı yapıldığında yalnızca o binanın sınırları değişmiyor. Trafiğe, altyapıya, çevreye, komşuluk ilişkilerine de etkisi oluyor.

Didim’in geleceğini konuşurken gençlerin burada nasıl yaşayacağını da sormalıyız. Hangi işlerde çalışacaklar? Kendilerini nasıl geliştirecekler? Şehirle nasıl bir bağ kuracaklar? Bu sorulara kafa yormadan geleceğe ilişkin sözlerimiz eksik kalır.

— Peki sizi hâlâ umutlandıran ne?

İnsanların emek vermesi. İşini iyi yapmaya çalışan bir esnaf, üretmek isteyen bir genç, mahallesinin sorununu takip eden bir vatandaş… Bunlar insana güç veriyor.

Bir de okurla kurulan bağ var. Birinin “Şu konuyu da yazın” demesi, bazen bir fotoğraf göndermesi, bazen yazdığınıza itiraz etmesi… Bütün bunlar yaşayan bir ilişkinin işaretleri. Gazetecinin masası, o seslere açık olmalı.

— Zekiye Sarışın bu yolculuğun neresinde?

Hayatımın ve birlikte verdiğimiz emeğin içinde. Birlikte gezdiğimiz, fotoğrafladığımız, üzerinde konuştuğumuz pek çok şey zamanla yazıya ve yayına dönüşüyor.

Okur bir fotoğrafı birkaç saniyede görüyor. Bizim içinse o karenin bir yolu, bir günü, bir hatırası var. “Yusuf Mehmet Sarışın – Zekiye Sarışın” imzasını gördüğünüz işlerde bu ortaklığın izi bulunuyor.

— Bu kadar işin arasında yapay zekâyla kahve sohbetine nasıl geldik?

Merak ederek geldik! Gazeteciliğe başladığım dünyanın araçlarıyla bugünün araçları arasında büyük fark var. Şimdi dijital gazete hazırlıyor, internet sitesine içerik giriyor, fotoğrafları farklı ölçülere uyarlıyoruz.

Yapay zekâ da çalışma masamıza geldi. Ben ona ne istediğimi anlatıyorum; bazen başlığı değiştirtiyorum, bazen “Bu yazı okunacak puntoda olsun” diyorum. Yalnız ortaya çıkan işi yine kontrol etmek gerekiyor. Bir ismin, tarihin, unvanın doğruluğu; bir haberin ne söylediği yayıncının sorumluluğunda.

Bu sabah da işleri biraz kenara bırakıp sohbet edelim istedim.

— Son sorum: Bugün gazeteciliğe yeni başlayan birine ne söylersiniz?

İnsanları dinlemesini söylerim. Konuşmanın içinden başlığı hemen çekip almak için acele etmesin. Bazen haber, ilk söylenen cümlede değil, biraz daha dinleyince ortaya çıkar.

Bilmediğini sorsun. Belgesini arasın. Yanlış yaptığında düzeltsin. Küçük gördüğü bir mahalle meselesinin, orada yaşayanlar için hayatın en önemli sorunu olabileceğini unutmasın.

Ve yaşadığı şehri yürüyerek tanısın. Bir şehrin sokaklarında geçirdiğiniz zaman, yazdığınız cümlelere yansır.

Sohbet burada bitti. Kahvem de soğumuş olabilir.

Birazdan yine bir haber gelecek, bir fotoğraf açılacak, bir başlık üzerinde duracağım. Belki Didim’in bir mahallesinden bir okur arayacak. Söylediklerini dinlerken yeni sorular yazacağım defterime.

1 Ocak 1974’te başlayan meslek hayatım, bugün bu masada devam ediyor.

Pencerenin ötesinde Didim var. Yazılacak daha çok şey var.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları