

YENİ PARTİ’NİN ADI DEĞİŞİRSE NE OLUR; B PLANI VAR MI?
Yusuf Mehmet Sarışın yazdı - Türkiye siyasetinde artık yalnızca A planı yapmak yetmiyor.
Siyaset
Yayın: 17 Eylül 2026 - Perşembe - Güncelleme: 17.09.2026 16:12:00
Editör -
Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 13 dk.


YENİ PARTİ’NİN ADI DEĞİŞİRSE NE OLUR; B PLANI VAR MI?
Yusuf Mehmet Sarışın yazdı - Türkiye siyasetinde artık yalnızca A planı yapmak yetmiyor.
Hele karşınızda seçim tarihinden parti adına, genel başkandan cumhurbaşkanı adayına kadar hemen her konuda hukukî ve siyasi belirsizlikler varsa…
O zaman B, C, Ç, D ve hatta E planlarını aynı anda hazırlamanız gerekiyor.
Özgür Özel ve arkadaşlarının kurduğu Yeni Parti bugün tam da böyle bir yol ayrımında bulunuyor.
Yenilik Partisi, “Yeni Parti” adının kendi adıyla karıştırılabileceğini ileri sürerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. Yargıtay da Yeni Parti’ye bir tebligat gönderdi. Parti yönetimi şimdilik adını değiştirmeme kararı aldı. Ancak süreç burada bitmiş değil. Başsavcılık Anayasa Mahkemesinden Yeni Parti’ye ihtar verilmesini isteyebilir. Anayasa Mahkemesi de isim benzerliği bulunduğuna karar verirse partinin adının değiştirilmesi gündeme gelebilir. Haber7’nin 17 Eylül tarihli haberine göre parti, böyle bir durumda “yeni” kelimesini koruyan farklı bir isim üzerinde duruyor.
Peki, partinin adı değişirse ne olur?
Öncelikle önemli bir yanlış anlaşılmayı düzeltelim:
Yeni Parti’nin adının değiştirilmesi, yeni bir siyasi partinin kurulması anlamına gelmez.
Partinin tüzel kişiliği devam eder. Kuruluş tarihi sıfırlanmaz. Üyelikleri, teşkilatları, milletvekilleri, banka hesapları, borçları, alacakları ve kasasındaki bağışlar aynı tüzel kişilikte kalır. Yalnızca partinin adı, gerekiyorsa rumuzu ve amblemi değişir.
Dolayısıyla Yeni Parti, adını değiştirdiği için seçimlere katılma hakkını kaybetmez. Seçime girme yeterliliğini elde etmişse yeni adıyla seçime katılabilir.
Ancak asıl mesele isim değil, takvimdir.
İSİM DEĞİŞİKLİĞİ DEĞİL, ERKEN SEÇİM TAKVİMİ TEHLİKELİ
2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 36’ncı maddesine göre bir partinin seçimlere katılabilmesi için oy verme gününden en az altı ay önce illerin en az yarısında teşkilatlanmış ve büyük kongresini yapmış olması gerekiyor. Bir ilde teşkilatlanmış sayılmak için de merkez ilçe dâhil ilçelerin en az üçte birinde örgüt kurulması şartı bulunuyor. Kanunun güncel 36’ncı maddesi bu koşulları açık biçimde sıralıyor.
Yeni Parti 24 Temmuz 2026’da kuruldu. Özgür Özel ile birlikte 90 milletvekilinin CHP’den ayrılarak partiye katılması sonucunda 91 milletvekiliyle Meclisin ikinci büyük partisi hâline geldi. Reuters’ın kuruluş haberinde bu tablo ayrıntılarıyla yer aldı.
Fakat burada kritik bir ayrıntı var:
2022’de yapılan değişiklikten sonra yalnızca TBMM’de grup sahibi olmak, seçime katılmak için tek başına yeterli değil. Yeni Parti’nin 91 milletvekili bulunması siyasi bakımdan büyük güçtür; ancak teşkilatlanma ve büyük kongre şartlarının yerine geçmez.
Bu nedenle Yeni Parti açısından gerçek B planı, adını kurtarmaktan önce seçim takvimini güvenceye almaktır.
Partinin 41 ilde, bu illerin ilçelerinin en az üçte birinde teşkilatlanması, ardından büyük kongresini yapması ve bunların seçim gününden en az altı ay önce tamamlanması gerekir.
Seçim normal zamanında, yani 2028’de yapılırsa ortada aşılması imkânsız bir sorun görülmüyor. Yeni Parti’nin teşkilatlanmak için yeterli zamanı var.
Ama seçim çok erkene alınırsa işler değişir.
YENİ PARTİ SEÇİME GİREMEZSE B PLANI NE OLABİLİR?
Birinci ve en doğru plan, teşkilatlanmayı ve büyük kongreyi gecikmeden tamamlamaktır.
İkinci plan, seçime katılma yeterliliği bulunan başka bir siyasi partiyle anlaşarak Yeni Partili isimlerin o partinin aday listelerinden seçime girmesidir. Bu yöntem daha önce Türk siyasetinde farklı partiler tarafından kullanıldı.
Üçüncü plan, seçime katılma yeterliliği bulunan daha küçük bir partiyle hukuken birleşmek veya o partiye topluca katılmaktır.
Dördüncü plan, bazı isimlerin bağımsız aday olmasıdır. Ancak bağımsız adaylık, ülke genelinde iktidar alternatifi olmaya çalışan bir hareket için son derece zor, parçalı ve verimsiz bir yoldur.
Beşinci plan ise seçim ittifakıdır. Fakat ittifak kurmak, seçime katılma yeterliliği bulunmayan bir partiye kendiliğinden seçime girme hakkı vermez. Yeni Parti ittifakta bulunabilir ama kendi amblemiyle oy pusulasında yer alabilmek için kanundaki şartları yine yerine getirmek zorundadır.
Kısacası Yeni Parti’nin yalnızca bir B planına değil, B, C, Ç ve D planlarına gerçekten ihtiyacı vardır.
Çünkü Türkiye’de muhalefetin karşı karşıya olduğu mesele sadece sandık değildir. Sandığa hangi adla, hangi adayla ve hangi hukuki statüyle gidileceği de en az alınacak oy kadar önemlidir.
TOPLANAN BAĞIŞLAR NE OLACAK?
Yeni Parti’nin başlattığı kampanyada kısa sürede çok büyük miktarda bağış toplandığı açıklandı. Sözcü’nün haberine göre kampanyanın dokuzuncu gününde 138 bin 123 kişinin yaptığı bağışların toplamı 300 milyon 549 bin lirayı aşmıştı. Bağış kampanyasına ilişkin haber partinin arkasındaki toplumsal hareketliliği göstermesi bakımından önemlidir.
Partinin yalnızca adı değiştirilirse bu paraya hiçbir şey olmaz.
Çünkü bağışlar “Yeni Parti” kelimelerine değil, partinin tüzel kişiliğine yapılmıştır. Partinin banka hesabı, muhasebesi ve mali sorumlulukları devam eder. Devlet, sırf parti adını değiştirdi diye bu paraya el koyamaz.
Ancak parti kapatılır, kendisini fesheder veya başka bir partiyle birleşirse farklı hükümler gündeme gelir.
Başka bir partiye katılma ya da birleşme kararı, basit bir banka havalesiyle gerçekleştirilemez. Siyasi Partiler Kanunu’na göre partinin kapanmasına, başka bir partiyle birleşmesine ve tüzel kişiliği sona erecek partinin mallarının nasıl tasfiye ya da intikal edeceğine karar verme yetkisi büyük kongreye aittir.
Yani bağışların başka bir partinin kasasına geçirilmesi için hukuken geçerli bir birleşme veya katılma kararı, yetkili parti organlarının iradesi, usulüne uygun muhasebe kayıtları ve Anayasa Mahkemesinin mali denetimine açık bir işlem gerekir.
“Biz seçime giremiyoruz, parayı başka partiye gönderelim” denilerek yüz milyonlarca liranın gelişigüzel aktarılması mümkün değildir. Böyle bir işlem bağışların amacı, siyasi parti maliyesi ve harcamaların belgelendirilmesi bakımından ciddi hukuk sorunları doğurur.
Devletin bağışlara el koyması ise otomatik bir sonuç değildir.
Siyasi parti Anayasa Mahkemesi kararıyla temelli kapatılırsa malvarlığının Hazineye geçmesi söz konusu olur. Parti kendi iradesiyle kapanır veya başka bir partiyle birleşirse malvarlığının geleceği, kanundaki şartlara uygun büyük kongre kararıyla belirlenebilir. Fakat hakkında kapatma soruşturması veya davası bulunan bir partinin mallarını kaçırmaya yönelik işlemleri ayrıca değerlendirilir.
Bu nedenle Yeni Parti açısından en güvenli yol, tüzel kişiliğini koruyarak gerekiyorsa yalnızca adını değiştirmek ve bağışları aynı parti bünyesinde kullanmaktır.
YENİ PARTİ SOSYAL DEMOKRATLARIN TAMAMININ OYUNU ALABİLİR Mİ?
Bana göre alamaz.
Büyük bölümünü alabilir; CHP seçmeninin çoğunluğunu yanına çekebilir; hatta seçimden birinci parti çıkabilir. Ancak sosyal demokrat ve CHP seçmeninin tamamını almak sosyolojik olarak mümkün görünmüyor.
Çünkü CHP yalnızca bir siyasi parti değildir.
CHP bir tarih, bir aile geleneği, bir kimlik ve bazı seçmenler için Cumhuriyet’in kuruluşuyla kurulan duygusal bağdır.
“Ben anadan, babadan, atadan CHP’liyim” diyen milyonlarca insan var. Altı oklu amblemden, kırmızı fondan ve CHP isminden kolay kolay vazgeçmeyecek seçmenler bulunuyor. Bu insanlar parti yönetimini eleştirebilir, genel başkana kızabilir, seçim günü sandığa gitmeyebilir; fakat başka bir partinin ambleminin altına mühür basmakta zorlanabilir.
Üstelik CHP’den kopanların Yeni Parti’yi kurduğunu henüz bilmeyen veya bu ayrışmanın nedenini tam olarak anlayamayan seçmenlerin bulunduğu da unutulmamalı.
Araştırmalar Yeni Parti’nin ciddi bir seçmen desteğine ulaştığını gösteriyor; ancak sonuçlar araştırma şirketine göre büyük farklılık taşıyor. BETİMAR’ın yayımlanan araştırmasında Yeni Parti yüzde 19,3, CHP yüzde 9,4 görünürken; bazı araştırmalarda Yeni Parti’nin desteği yüzde 30’un üzerine çıkıyor. GENAR’ın Ağustos araştırmasında ise Yeni Parti yaklaşık yüzde 19 düzeyinde ölçüldü. Bu kadar geniş fark, seçmenin kararının henüz tam olarak oturmadığını gösterir.
Anketler eğilimi gösterir; seçim sonucunu garanti etmez.
Yeni Parti’nin en büyük sınavı CHP’ye kızgın seçmeni toplamak değil, CHP’nin tarihsel meşruiyetini kendi bünyesinde yeniden üretebilmektir.
KILIÇDAROĞLU NEDEN BÖYLE DAVRANIYOR?
Kemal Kılıçdaroğlu’nun tutumunu açıklayabilecek birkaç ihtimal var.
Birincisi, 2023 kurultayının hukuken sakat olduğuna ve kendisinin haksız biçimde genel başkanlıktan uzaklaştırıldığına gerçekten inanıyor olabilir.
İkincisi, CHP’nin Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu çizgisinde ideolojik kimliğinden uzaklaştığını düşünüyor olabilir.
Üçüncüsü, parti içindeki eski kadroların tasfiye edildiği kanaatiyle yeniden kontrol sağlamaya çalışıyor olabilir.
Dördüncüsü ise bunun yalnızca hukuk veya ideoloji meselesi değil, kaybedilmiş bir liderliğin geri alınması mücadelesi olmasıdır.
Kılıçdaroğlu’nun Yeni Parti’nin kuruluşundan sonra kullandığı “Arınmak zorundayız, çok şükür gerçekleşti” sözü, ayrılığı önlemekten çok ayrılığı kabullenen, hatta olumlayan bir çizgide durduğunu gösteriyor.
Fakat niyet ne olursa olsun sonuç ortadadır:
CHP bölünmüş, muhalefetin enerjisi iktidarla mücadele yerine kendi iç hesaplaşmasına yönelmiş ve aynı seçmen kitlesine seslenen iki ayrı siyasi yapı ortaya çıkmıştır.
Bu tablo AK Parti’nin işine yarar mı?
Elbette yarar.
Özellikle milletvekili seçimlerinde oyların bölünmesi, bazı seçim çevrelerinde AK Parti’ye daha fazla milletvekili kazandırabilir. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda muhalefetin parçalı görüntüsü seçmende güvensizlik yaratabilir. İkinci turda birlik sağlansa bile ilk turdaki sert tartışmaların yaraları kolay kapanmayabilir.
Kılıçdaroğlu bunu bilerek mi yapıyor?
Elimizde onun AK Parti’ye yardımcı olmak amacıyla hareket ettiğini gösterecek somut bir kanıt yok. Böyle bir iddia kanıt olmadan ileri sürülmemelidir.
Ancak siyasette yalnızca niyet değil, sonuç da önemlidir.
Kılıçdaroğlu’nun amacı AK Parti’ye yardım etmek olmasa bile izlediği yol AK Parti’nin ekmeğine yağ sürebilir. Hatta bugün itibarıyla sürmektedir.
“Bir bildiği var mı?” sorusunun cevabını ise zaman gösterecek. Belki CHP markasının tarihsel gücüne güveniyor. Belki Yeni Parti’nin zamanla dağılacağını ve seçmenin yeniden altı okun altında toplanacağını düşünüyor. Belki Özgür Özel hareketinin geçmişte CHP’den ayrılan diğer partiler gibi kalıcı olamayacağı hesabını yapıyor.
Ancak bugünkü anketler ve toplumsal tepki bu hesabın son derece riskli olduğunu gösteriyor.
ÖZGÜR ÖZEL NE KADAR GÜVENİLİR?
Özgür Özel’in en önemli siyasi başarısı, CHP’nin 2024 yerel seçimlerinde Türkiye’nin birinci partisi hâline gelmesidir. Bu sonuç yalnızca belediye başkanlarının değil, genel başkan olarak Özel’in de hanesine yazılmalıdır.
Özel kriz dönemlerinde mücadeleci, hızlı karar alabilen ve örgütü hareketlendirebilen bir lider görüntüsü verdi. CHP’den ayrılırken 90 milletvekilini yanında götürebilmesi de küçümsenecek bir siyasi örgütlenme başarısı değildir.
Fakat güvenilir liderlik yalnızca meydanlarda ölçülmez.
Yeni Parti’de adayların nasıl belirleneceği, parti içi demokrasinin işleyip işlemeyeceği, bağışların nasıl harcanacağı, belediye başkanlarıyla ilişkilerin hangi esaslara dayanacağı ve İmamoğlu–Mansur Yavaş dengesinin nasıl yönetileceği de önemlidir.
Özgür Özel, CHP’de eleştirdiği merkeziyetçi yapıyı Yeni Parti’de tekrar ederse güven kaybeder.
Partiyi yalnızca Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığına bağlarsa, İmamoğlu’nun adaylığına yönelik hukukî engeller karşısında bütün strateji çöker.
Mansur Yavaş’ı dışlarsa merkez ve milliyetçi seçmene ulaşmakta zorlanır.
CHP’ye saldırarak büyümeye çalışırsa aynı seçmen kitlesini iki düşman kampa böler.
Özgür Özel’in güvenilirliği, söylediği sözlerden çok önümüzdeki aylarda kuracağı parti düzeniyle sınanacaktır.
SONUÇ: İSİM DEĞİŞİR, AMA ASIL MESELE YOL HARİTASIDIR
Yeni Parti’nin adı değişebilir.
Belki “Yeni Değişim Partisi”, belki “Yeni Türkiye Partisi”, belki de çok daha farklı bir isim bulunabilir.
İsim değişikliği tek başına felaket değildir. Partinin tüzel kişiliği, teşkilatları ve kasasındaki bağışlar korunur. Yeni adıyla seçime katılması da hukukî olarak mümkündür.
Asıl risk, erken seçim takvimi, örgütlenme şartları, cumhurbaşkanı adayının hukukî durumu ve sosyal demokrat seçmenin ikiye bölünmesidir.
Türkiye’nin muhalefet sorunu bir isim sorunu değildir.
Sorun; güven, birlik, örgütlenme ve iktidar alternatifi olabilme sorunudur.
Yeni Parti’nin B, C, Ç ve D planları mutlaka bulunmalıdır.
Ama bütün planların üzerinde bir başka plan daha gerekir:
CHP seçmenini birbirine düşürmeden, Cumhuriyet’in kurucu değerlerini sahiplenerek ve muhalefetin ortak aklını koruyarak yol yürümek…
Aksi hâlde isimler değişir, logolar değişir, genel başkanlar değişir; fakat seçim gecesi ortaya çıkan sonuç değişmez.
Ek Fotoğraflar


Yorumlar (0)
İlginizi Çekebilir






