

HAYAL SATMAK – 3. Bölüm - 1.Haber Değil, Duymak İstediğiniz Şey
Yusuf Mehmet Sarışın Yazdı - Gazetecilik gerçeği anlatma mesleğidir.
Yaşam
Yayın: 14 Eylül 2026 - Pazartesi - Güncelleme: 14.09.2026 14:29:00
Editör -
Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 7 dk.


HAYAL SATMAK – 3. Bölüm - 1.Haber Değil, Duymak İstediğiniz Şey
Gazetecilik gerçeği anlatma mesleğidir.
En azından bize böyle öğretildi.
Haberi araştıracaksınız, doğrulatacaksınız ve hiçbir baskının altında kalmadan okuyucuya aktaracaksınız. Birilerinin hoşuna gitmese de gerçeği yazacaksınız.
Fakat günümüzde haber de bir ürüne dönüştü.
Okuyucu artık yalnızca gerçeği öğrenmek istemiyor. Kendi düşüncesini doğrulayan haberleri okumak, tuttuğu siyasi partinin başarılı, rakiplerinin başarısız olduğunu görmek istiyor.
Bir televizyon kanalını açıyor; sabahtan akşama kadar aynı görüşü dinliyor. Bir internet sitesine giriyor; kendi dünyasına uygun başlıklarla karşılaşıyor. Sosyal medyada da yalnızca kendisi gibi düşünen insanları takip ediyor.
Böylece herkes kendi gerçeğinin içinde yaşamaya başlıyor.
Medyadaki hayal satıcıları da bunu biliyor.
İnsanlara gerçeği değil, duymak istediklerini veriyorlar. Ekonomi kötüye gidiyorsa “Her şey mükemmel” diyorlar. İşler iyi gidiyorsa bu kez felaket senaryoları yazıyorlar. Çünkü umut da korku da satılabilir.
Yeter ki izleyicisi olsun.
Bir haber sitesinin başlığına bakıyorsunuz:
“Büyük müjde!”
“Tarihî karar!”
“Her şey değişecek!”
“Emekliye nefes aldıracak gelişme!”
Haberi açıyorsunuz; ortada ne büyük bir müjde var ne de hayatı değiştirecek bir karar. Başlığın sattığı hayalle haberin içindeki gerçek birbirini tutmuyor.
Ama amaç zaten sizi bilgilendirmek değil, başlığa tıklatmak.
Bir zamanlar gazeteler haber satardı.
Şimdi kimi medya kuruluşları heyecan, öfke, korku ve umut satıyor.
Gerçek ise bu kalabalığın arasında kendisine küçük bir yer bulmaya çalışıyor.
2. Gençlik ve Güzellik Sonsuza Kadar
İnsanoğlunun en eski hayallerinden biri ölümsüzlüktür.
Yaşlanmak istemeyiz.
Saçlarımız ağarmasın, yüzümüz kırışmasın, bedenimiz yorulmasın isteriz. Aynaya baktığımızda yılların izlerini değil, gençliğimizdeki insanı görmek isteriz.
Güzellik sektörü de tam olarak bu hayali satar.
Bir kremle yıllar geri alınacak, bir işlemle bütün kırışıklıklar kaybolacak, birkaç haftalık diyetle bambaşka bir bedene kavuşulacaktır.
Reklamlardaki herkes genç, sağlıklı ve mutludur.
İnsan bedeninin doğal değişimi kusur gibi gösterilir. Yaşlanmak, hayatın bir parçası olmaktan çıkarılıp tedavi edilmesi gereken bir hastalığa dönüştürülür.
Sağlık alanında da benzer hayaller dolaşır.
Bilimsel dayanağı bulunmayan ürünler, her derde deva diye pazarlanır. “Bir haftada iyileştirir”, “Bütün ağrıları bitirir”, “Bağışıklığı kesin olarak güçlendirir” gibi sözlerle insanların çaresizliği üzerinden kazanç sağlanır.
Çünkü hasta insan yalnızca ilaç aramaz.
Umut arar.
Çaresiz kalan insanın önüne küçücük bir ihtimal koyarsanız ona tutunur. Evini, arabasını satar; borca girer, yeter ki sevdiği insan iyileşsin.
İşte burada hayal satmak masumiyetini tamamen kaybeder.
Bir insana daha güzel olacağını söylemek başka, ölüm korkusu yaşayan bir hastaya kesin iyileşme vadetmek başkadır.
Umut vermekle insanın çaresizliğini sömürmek arasında çok ince fakat çok önemli bir çizgi vardır.
O çizginin bir yanında vicdan bulunur.
Diğer yanında para…
3. Cennetten Arsa, Denizden Manzara
Hayal satmanın en eski örneklerinden biri de emlaktır.
Önünüze rengârenk bir proje dosyası koyarlar. Masmavi bir deniz, yemyeşil bahçeler, yüzme havuzları, spor alanları ve mutlu aileler…
Ortada henüz bir bina yoktur.
Belki temel bile atılmamıştır.
Ama size yalnızca bir daire değil, gelecekte yaşayacağınız hayat satılır.
“Denize beş dakika…”
“Şehrin yeni yaşam merkezi…”
“Kaçırılmayacak yatırım fırsatı…”
“Bugün alın, yarın kazanın…”
Broşürlerde deniz yakındır, yollar geniştir, ağaçlar büyüktür. Gerçekte denize ulaşmak için kilometrelerce yol gidersiniz. Pencereden görünen tek manzara, yan apartmanın duvarıdır.
Sonra bir de “cennetten tapu” satanlar vardır.
İnsanların inançlarını, umutlarını ve gelecek kaygılarını kullanırlar. Toprağı görmeden, tapuyu incelemeden, imar durumunu sormadan yatırım yapanlar olur. Çünkü onlara kısa sürede büyük kazanç hayali satılmıştır.
Ekonominin bozulduğu dönemlerde bu hayaller daha da çoğalır.
İnsanlar alın teriyle yıllarca çalışarak biriktiremeyecekleri parayı, kısa yoldan kazanmak ister. Bir arsa, bir hisse, bir dijital para ya da bilinmeyen bir yatırım sistemi umut kapısına dönüşür.
“İlk giren kazanacak.”
“Bu fırsat bir daha gelmez.”
“Bir yıl sonra fiyatı on katına çıkacak.”
Hayal satıcısı acele ettirir. Çünkü düşünmeye başlayan insan soru sorar. Soru soran insan araştırır. Araştıran insan da kolay kolay kandırılamaz.
Oysa gerçek yatırım sabır ister.
Tapu ister, belge ister, araştırma ister.
Hayal taciri ise yalnızca güvenmenizi ister.
4. Yerel Siyasetin Bitmeyen Projeleri
Hayal satmanın en yakın örneklerini yaşadığımız kentlerde görürüz.
Her seçim döneminde meydanlara yeni projeler çıkar.
Yollar yapılacak, otopark sorunu bitecek, trafik rahatlayacak, sahiller halka açılacak, gençlere iş bulunacak, turizm on iki aya yayılacaktır.
Maketler hazırlanır.
Bilgisayarda çizilmiş yemyeşil parklar, büyük meydanlar, kültür merkezleri ve spor tesisleri gösterilir. Henüz ortada para yoktur, proje yoktur, izin yoktur.
Ama açılış konuşması hazırdır.
Seçim biter.
Bir süre sonra o görkemli projeler belediye arşivlerinin karanlık raflarına kaldırılır. Bazılarının yalnızca tabelası dikilir. Bazılarının temeli atılır fakat devamı gelmez. Bazılarının adı değiştirilerek bir sonraki seçimde yeniden halka sunulur.
Aynı hayal, yeni bir afişle tekrar satılır.
Kentte yaşayan vatandaş ise bekler.
Yazın susuzluk bitecek diye bekler.
Kışın yollar yapılacak diye bekler.
Trafik rahatlayacak, deniz temizlenecek, sahiller korunacak diye bekler.
Çocuklarının bu kentte iş bulacağına inanmak ister.
Yerel yönetim yalnızca yol, kaldırım ve park yapmak değildir. Bir kentin geleceğini planlamak, insanlara güven vermek ve verilen sözün arkasında durmaktır.
Her proje zamanında bitmeyebilir.
Ekonomik sorunlar çıkabilir, izinler gecikebilir, beklenmedik engeller doğabilir. Bunların hepsi halka dürüstçe anlatılabilir.
Fakat yapılmayacağı bilinen bir işi vaat etmek başka bir şeydir.
Bu, siyaset değil; insanların yaşadıkları kente duyduğu sevgiyi ve gelecek umudunu kullanmaktır.
Belediye başkanları, milletvekilleri ve siyasi parti yöneticileri şunu unutmamalıdır:
Vatandaşa yalnızca bir proje sözü vermiyorsunuz.
Onun çocuğunun geleceğini, evinin değerini, yaşadığı sokağın güvenliğini ve doğduğu kente duyduğu umudu konuşuyorsunuz.
Gerçekleşmeyen her söz yalnızca bir projenin iptali değildir.
Biraz da güvenin yıkılmasıdır.
Hayal kurmadan kent büyümez.
Büyük projeler önce bir insanın zihninde doğar. Ancak o hayali gerçeğe dönüştürecek planınız, kaynağınız ve iradeniz yoksa meydanlarda satmayacaksınız.
Çünkü kentler afişlerle değil, yapılan işlerle güzelleşir.
İnsanlara hayal kurdurmak güzeldir.
Ama o hayalin temelini atmıyorsanız, anahtarını teslim etmiyorsanız ve hesabını vermiyorsanız sattığınız şey gelecek değil, oy karşılığında dağıtılan bir umuttur.
Ve unutmayın:
Bir halkı bir kez kandırabilirsiniz.
Belki ikinci kez de inanmasını sağlayabilirsiniz.
Ama sürekli hayal sattığınız insanlar, bir gün size inanma yeteneklerini kaybeder.
İşte o zaman yalnızca siz kaybetmezsiniz.
Kent kaybeder, siyaset kaybeder, demokrasi kaybeder.
En kötüsü de insanlar hayal kurmaktan vazgeçer.
Ek Fotoğraflar

Yorumlar (0)
İlginizi Çekebilir





