16 Haziran 2026 - Salı

ÇİÇEKDAĞI’NDAN İZMİR’E UZANAN BİR BABALAR GÜNÜ HİKÂYESİ

Devlet memuru olan Ziraat Teknisyeni Servet Sarışın, avluda bir ileri bir geri yürüyordu.

Yazar - Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 3 dk.
Yusuf Mehmet Sarışın

Yusuf Mehmet Sarışın

msarisin@gmail.com - 0507 723 4769
Google News

ÇİÇEKDAĞI’NDAN İZMİR’E UZANAN BİR BABALAR GÜNÜ HİKÂYESİ

Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesinde sıcak bir yaz gecesiydi…
Takvimler 25 Ağustos 1956’yı gösteriyordu.
Toprak kuruydu… Gökyüzü yıldız doluydu…
Bahçedeki dut ağacının yaprakları bile sessizdi o gece.

Evin içinde sancı vardı…
Evin dışında ise dua…

Devlet memuru olan Ziraat Teknisyeni Servet Sarışın, avluda bir ileri bir geri yürüyordu.
Elini bazen cebine sokuyor, bazen alnındaki teri siliyordu.
Komşular gelmişti… Memur arkadaşları gelmişti…
Herkes doğacak çocuğu bekliyordu.

Sonra içeriden bir bebek sesi yükseldi…
Geceyi yaran bir umut gibi…

“Erkek oldu…” dediler.

Servet Sarışın’ın gözleri doldu o an…
Kucağına aldığı o 4,5 kiloluk bebeğe uzun uzun baktı.
Adını Yusuf Mehmet koydular.

O gece babası türkü söyledi…
Sesi güzeldi onun…
Bir anda Neşet Ertaş olmuştu sanki.
Bozlaklar yükseldi Çiçekdağı’nın gecesine…

Kim bilebilirdi ki yıllar sonra o çocuk, elinde kalemle insanların hikâyelerini yazacak…
Ama en zor hikâyeyi kendi içinde taşıyacaktı:
Babasının yokluğunu…

Sonra yollar İzmir’e düştü…
Şirinyer’e…
İşçievleri’ne…

Bahçesinde incir ağacı olan evlere…
Sokakta misket oynayan çocuklara…
Akşam ezanıyla eve dönen mahallelere…

Baba çalışıyordu…
Çocuk büyüyordu…

Çocuk bazen babasının elini tuttu…
Bazen sesini duydu…
Bazen kızdı ona…
Bazen kırıldı…

Ama insan bunu gençken anlayamıyor…
Babanın bir gün gideceğini aklına getirmiyor.

Çünkü baba, evin duvarı gibi geliyor insana…
Hiç yıkılmaz sanıyorsun…

Sonra bir gün…
Kapı çalmıyor artık.
Telefon susuyor.
Bayram sabahları eksik başlıyor.
Babalar Günü insanın içine oturan bir taş oluyor.

Ve insan yıllar sonra şunu söylemeye başlıyor:

“Keşke hayatta olsaydı…”

İşte en ağır cümle budur.
Bir mezarın başında içinden geçen ama artık kimsenin duymadığı cümle…

Keşke bir çay daha içseydik…
Keşke bir akşam daha otursaydık…
Keşke biraz daha dinleseydim onu…
Keşke daha çok arasaydım…

Ama hayatın acı tarafı şudur:
Bazı pişmanlıkların geri dönüşü olmuyor.

O yüzden babası hayatta olanlar…
Bugün arayın babanızı.
Sadece “Nasılsın baba?” deyin.
İnanın bir babanın dünyasını değiştirmeye yeter o cümle.

Çünkü siz babanızı aramazsanız…
Bir gün sizin çocuğunuz da sizi aramaz.

Hayat böyle öğreniliyor.
Çocuk ne görürse onu yapıyor.

Armut dibine düşer…

Evlat, annesinden babasından ne öğrenirse onu taşıyor geleceğe.
Sevgiyi gören seviyor…
İlgiyi gören arıyor…
Merhameti gören sahip çıkıyor…

Ama ihmali gören de sessizleşiyor.

Babalar Günü yaklaşıyor.
Kimileri babasının elini öpecek…
Kimileri mezar taşına sarılacak…
Kimileri ise telefon rehberinde hâlâ silmeye kıyamadığı “Babam” yazısına bakacak…

Ve bazı insanlar bugün içinden sadece şu cümleyi geçirecek:

“Keşke bir kez daha sesini duysaydım baba…”

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları