DİDİM'İN ALTINDA BİNLERCE YILLIK BİR TARİH YATIYOR

MİLET MÜZE MÜDÜRÜ ARKEOLOG BARAN AYDIN: DİDİM'İN ALTINDA BİNLERCE YILLIK BİR TARİH YATIYOR.

Yaşam Yayın: 17 Temmuz 2026 - Cuma - Güncelleme: 17.07.2026 11:30:00
Editör - Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 13 dk.
Google News

MİLET MÜZE MÜDÜRÜ ARKEOLOG BARAN AYDIN: DİDİM'İN ALTINDA BİNLERCE YILLIK BİR TARİH YATIYOR.

1905 yılında Alman arkeologların başlattığı Didyma kazıları bugün Türk bilim insanlarının yönetiminde sürüyor. 

Yeni Didim Haberim, Milet Müze Müdürü ve Didim Kazı Başkanı Arkeolog Baran Aydın ile Yoran'daki tarihi Kazı Evi'nde buluştu. Kazıların geleceği, Cumhuriyet İlkokulu'nun altındaki kalıntılar, Apollon Tapınağı'nın sırları ve Didim'in arkeolojik geleceği üzerine kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik. Röportaja Yeni Didim Haberim Genel Koordinatörü Zekiye Sarışın da sorularıyla katkıda bulundu.

YUSUF MEHMET SARIŞIN YAZDI

Yoran'ın dar sokaklarından geçerek, yıllarca "Alman Kazı Evi" olarak bilinen taş binanın avlusuna giriyoruz. Burası sıradan bir bina değil... Yaklaşık bir asır boyunca dünyanın sayılı arkeoloji ekiplerine ev sahipliği yapan, Didyma kazılarının yönetildiği tarihi merkez...

1905 yılında Alman arkeologların başlattığı Didyma (Apollon Tapınağı) kazıları tam 118 yıl boyunca Alman bilim insanlarının yönetiminde sürdürüldü. 2023 yılında ise önemli bir dönüm noktası yaşandı. Kazılar Türkiye tarafından devralındı ve bugün çalışmalar Kültür ve Turizm Bakanlığı adına Milet Müze Müdürlüğü başkanlığında yürütülüyor. Bilimsel danışmanlığı ise Ege Üniversitesi üstleniyor.

Bugün "Alman Kazı Evi" adını taşıyan bu tarihi binada bizi Milet Müze Müdürü ve Kazı Başkanı Arkeolog Baran Aydın karşılıyor.

Masanın üzerinde haritalar, kazı planları, eski fotoğraflar ve üç boyutlu modeller...

Anlatmaya başladığında yalnızca bir kazı programını değil, binlerce yıllık bir medeniyetin yeniden ayağa kaldırılma hikâyesini dinlediğinizi hissediyorsunuz.

Didim'de bugün herkesin konuştuğu konu Cumhuriyet İlkokulu...

Yıkılacak mı?

Taşınacak mı?

Altında gerçekten büyük bir antik kent mi var?

Baran Aydın, bu sorulara bilimsel veriler ışığında cevap veriyor.

Ancak söyleşimiz yalnızca Cumhuriyet İlkokulu ile sınırlı kalmıyor.

Apollon Tapınağı'nın çevresindeki kutsal alanlardan antik tiyatroya, Kutsal Yol'dan kehanet merkezine, lazer teknolojisiyle tarihi yapıların taşınmasından koruma kurullarının çalışma sistemine kadar Didim'in geçmişi ve geleceğini ilgilendiren pek çok konu masaya yatırılıyor.

Baran Aydın'ın anlattıkları gösteriyor ki bugün gördüğümüz Yoran Mahallesi'nin altında, henüz gün yüzüne çıkmayı bekleyen çok büyük bir tarih yatıyor.

İşte Milet Müze Müdürü Arkeolog Baran Aydın ile gerçekleştirdiğimiz kapsamlı söyleşi…

– Sayın Müdürüm, Didim'deki kazılar bugün hangi aşamada?

Didim'de sistemli arkeolojik kazılar 1905 yılında Alman bilim insanları tarafından başlatıldı. Yaklaşık 115 yılı aşkın süre boyunca çalışmalar Alman kazı heyetleri tarafından yürütüldü. 2023 yılında ise kazılar Türkiye tarafından devralındı. Bugün kazılar Milet Müze Müdürlüğü başkanlığında devam ediyor. Şu anda 2026 kazı sezonunu yürütüyoruz. Didim'in geleceğine katkı sağlayacak dört-beş önemli proje hazırladık ve bunları programımıza aldık.

– Bu projeler içerisinde en öncelikli çalışma hangisi olacak?

En önemli önceliğimiz Cumhuriyet İlkokulu'nun bulunduğu alan. Okulun altında antik döneme ait önemli kalıntılar bulunduğuna ilişkin ciddi veriler mevcut. Eğer okul kaldırılırsa burada kapsamlı bir kazı çalışmasına başlanması planlanıyor. Bunun hazırlıkları Ege Üniversitesi'nin bilimsel danışmanlığında sürdürülüyor. Ekiplerimiz de yavaş yavaş sahada toplanmaya başladı.

– Cumhuriyet İlkokulu'nun tamamen ortadan kaldırılması mı düşünülüyor?

Hayır. Burada sadece arkeolojik değil, toplumsal hafıza da önemli. Cumhuriyet İlkokulu pek çok insanın anılarının bulunduğu bir yapı. Eğer mümkün olursa yapının taşınması ya da birebir yeniden yapılması değerlendirilebilir. Bizim amacımız hatıraları yok etmek değil; tarihi koruyarak geleceğe taşımaktır.

– Böyle bir yapı gerçekten taşınabilir mi?

Günümüz teknolojisi bunu mümkün kılıyor.

Özel lazer tarama sistemleriyle yapının milimetresine kadar üç boyutlu kaydı çıkarılıyor. Hangi taşın nerede bulunduğu bilgisayar ortamında kayıt altına alınıyor. Daha sonra aynı yapı, aynı ölçülerle ve aynı taşlarla başka bir alanda yeniden oluşturulabiliyor. Buna röleve ve üç boyutlu modelleme sistemi diyoruz. Yapıya zarar vermeden tüm bilgiler kayıt altına alınabiliyor.

– Kazılar yalnızca Cumhuriyet İlkokulu ile mi sınırlı kalacak?

Hayır.

Bütçe ve ekip kapasitesi doğrultusunda önceliklendirme yapıyoruz. İlerleyen yıllarda Apollon Tapınağı'nın güneydoğusunda bulunan antik tiyatro da kazı programına alınabilecek önemli alanlardan biri. Bunun dışında tapınak çevresinde araştırılacak çok geniş bölgeler bulunuyor.

– Yoran Mahallesi'nin altında gerçekten büyük bir antik kent mi bulunuyor?

Apollon Tapınağı sadece tek başına bir yapı değil.
Her büyük tapınağın çevresinde "Temenos" dediğimiz kutsal alan bulunur. Bu kutsal alan içerisinde rahip merkezleri, çeşmeler, nymphaionlar, dükkânlar, yollar, konutlar ve çeşitli kamusal yapılar yer alır.
Bugünkü Yoran Mahallesi'nin altında da bu yapıların önemli bir bölümünün bulunduğunu düşünüyoruz. Ancak bunların bazıları iki metre, bazıları beş metre derinlikte olabilir. Kalıntıların tam olarak nerelere kadar yayıldığını söylemek için bilimsel çalışmaların tamamlanması gerekiyor.

– Bu sınırlar nasıl belirleniyor?

Öncelikle yüzey araştırmaları yani survey çalışmaları yapılıyor. Daha sonra "oros" dediğimiz sınır taşları araştırılıyor. Eski çağlarda kent devletlerinin sınırlarını gösteren yazıtlı taşlar bulunuyordu. Bunların tespit edilmesiyle kutsal alanın gerçek sınırları belirlenebiliyor. Bu nedenle çok kapsamlı bilimsel araştırmalar gerekiyor.

– Kazılarda neler çıkmasını bekliyorsunuz?

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamına girecek çok farklı buluntular olabilir.

Bir seramik parçası...

Bir sütun başlığı...

Bir su künkü...

Mermer bloklar...

Bunların hepsi kültür varlığıdır.

Her parselde aynı yoğunlukta eser çıkacak diye bir durum söz konusu değildir. Bazı yerlerde çok önemli yapılar bulunabilir, bazı yerlerde ise yalnızca küçük buluntularla karşılaşılabilir.

– Antik çağda Apollon Tapınağı çevresinde nasıl bir yaşam vardı?

Tapınağın çevresi zaman içerisinde büyük bir kutsal kent hâline geliyor.Roma döneminde bu gelişim zirveye ulaşıyor.

Çeşmeler...

Rahip merkezleri...

Nymphaionlar...

Dükkânlar...

Yollar...

Toplanma alanları...

Bütün bunlar Apollon Tapınağı çevresinde gelişiyor. Aslında bugün yalnızca tapınağı görüyoruz. Oysa çevresinde çok daha büyük bir kutsal kent bulunuyordu.

– Milet ile Didyma arasındaki Kutsal Yol hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Kutsal Yol yaklaşık 17 kilometre uzunluğundaydı.

Bu yol üzerinde beş önemli istasyon bulunuyordu.

İnsanlar yürüyerek geliyor, bu noktalarda dinleniyor, yemek yiyor, ilahiler söylüyor ve dini törenler gerçekleştiriyordu.

Yılın belirli dönemlerinde yapılan büyük festivallerde bu güzergâh çok yoğun kullanılıyordu. Bu sadece bir ulaşım yolu değil aynı zamanda dinsel bir ritüel güzergâhıydı.

– Apollon Tapınağı neden "Kehanet Merkezi" olarak biliniyor? O dönemde burada neler yaşanıyordu?

Apollon Tapınağı, antik dünyanın en önemli kehanet merkezlerinden biriydi. Buraya yalnızca sıradan insanlar değil, krallar, komutanlar ve hatta imparatorlar da geliyordu. Gelecekleriyle ilgili sorularını rahiplere ve rahibelere iletiyor, kendilerini bekleyen olaylar hakkında tanrının iradesini öğrenmek istiyorlardı. 
Başvurular yazılı olarak yapılıyor, belirli ritüeller gerçekleştiriliyor ve daha sonra ziyaretçilere yine yazılı cevaplar veriliyordu. Elbette buraya gelen kişiler, statülerine göre çeşitli hediyeler de bırakıyordu. Bunlar kimi zaman küçük adaklar, kimi zaman heykeller, kimi zaman da çok değerli armağanlar olabiliyordu. 
Dolayısıyla Apollon Tapınağı yalnızca ibadet edilen bir yer değil, aynı zamanda dönemin en önemli dini ve siyasi danışma merkezlerinden biriydi.

– Günümüzde insanların fal baktırmasıyla o dönem arasında benzerlik kurulabilir mi?

Elbette aynı şey değil ancak insanların geleceklerini merak etmeleri binlerce yıldır değişmeyen bir duygu. Antik çağ insanı da geleceğini öğrenmek istiyordu. Savaş kazanacak mı, yolculuğu güvenli olacak mı, hastası iyileşecek mi, devletini nasıl yönetecek... Bugün insanların farklı yöntemlerle gelecek hakkında fikir edinmeye çalışması gibi, o dönemde de insanlar bunun cevabını tanrının sözü olarak kabul edilen kehanetlerde arıyordu.

– Apollon Tapınağı çevresindeki Defne Ormanları neden bu kadar önemliydi?

Antik Yunan dünyasında her tanrının kendisini simgeleyen bazı kutsal sembolleri vardı. Apollon'un en önemli simgelerinden biri defne ağacıydı. Bunun yanında yayı, oku, sadak denilen ok torbası, üç ayaklı kutsal kazan, omphalos taşı ve piton yılanı da Apollon'un sembolleri arasında yer alıyordu. Defne ağacı ise Apollon'la özdeşleşmiş kutsal bir bitkiydi. Bu nedenle tapınak çevresinde defne korulukları oluşturuluyor ve bunlar kutsal kabul ediliyordu.

– Bu kutsal korulukların özel bir koruma sistemi var mıydı?

Evet. Tapınakların çevresindeki kutsal ormanlara herkes istediği gibi giremiyordu. 
Bu alanlarda yaşayan geyiklere, tilkilere, çakallara ve diğer yabani hayvanlara zarar vermek yasaktı.
Hatta bazı dönemlerde bu yasağı çiğneyenler için çok ağır cezalar uygulanıyordu.
Aslında bugün orman yangınlarına karşı alınan tedbirlerle benzer bir anlayış görüyoruz.
İnsanlık binlerce yıl önce de doğayı korumanın önemini kavramıştı. Kutsal kabul edilen bu alanlar aynı zamanda doğal yaşamın korunmasını sağlıyordu.

– Diyelim ki Yoran'da bir evin altında önemli bir tarihi eser bulundu. Böyle bir durumda nasıl bir yol izleniyor?

Bunun yasal prosedürü belli.
Eğer bir kültür varlığı tespit edilirse kamulaştırma yapılabiliyor.
Bazı durumlarda trampa dediğimiz yöntem uygulanıyor. Yani vatandaşın arsasına karşılık başka bir yerde arsa verilebiliyor.
Bazen nakdi ödeme yapılabiliyor.
Her olay kendi özelliklerine göre değerlendiriliyor.
Burada amaç vatandaşı mağdur etmek değil; kültürel mirası korurken adil çözümler üretmek.

– Bu tür kararları kim veriyor? Tek bir kurum mu karar alıyor?

Hayır.
Koruma kararları hiçbir zaman tek kişinin inisiyatifiyle alınmaz.
Türkiye'de Kültür Varlıklarını Koruma Kurulları bulunuyor.
Hangi yapının korunacağı, hangisinin tescilleneceği, hangi uygulamanın uygun olduğu bilimsel raporlar doğrultusunda bu kurullar tarafından değerlendiriliyor.
Biz yalnızca bilimsel görüşlerimizi sunuyoruz.
Son kararı ilgili kurullar veriyor.

– Cumhuriyet İlkokulu ile ilgili en çok tartışılan konu da bu sanırım…

Evet.
Cumhuriyet İlkokulu ile ilgili kamuoyunda çok farklı görüşler bulunuyor.
Ancak bizim yaklaşımımız tamamen bilimsel.
Yapının korunmaya değer özellikleri, kültür varlığı niteliği, altında bulunan arkeolojik kalıntılar ve bunların önemi ilgili uzmanlar ve Koruma Kurulları tarafından değerlendiriliyor.
Burada önemli olan kişisel görüşlerden çok bilimsel verilerdir.
Amaç geçmişi silmek değil; hem kültürel hafızayı hem de binlerce yıllık arkeolojik mirası mümkün olduğunca birlikte koruyabilmektir.

– Son olarak Didim'in geleceği adına nasıl bir tablo görüyorsunuz?

Didim'in altında çok büyük bir tarih yatıyor.
Ancak bu tarihi birkaç yılda tamamen ortaya çıkarmak mümkün değil.
Arkeoloji sabır isteyen bir bilim dalıdır.
Kazılar ilerledikçe yeni yapılar, yeni buluntular ve yeni bilgiler ortaya çıkacaktır.
Her yeni keşif yalnızca Didim için değil, Anadolu arkeolojisi açısından da önemli olacaktır.
Bizim hedefimiz, bu mirası bilimsel yöntemlerle ortaya çıkarmak, korumak ve gelecek kuşaklara eksiksiz şekilde aktarabilmektir.
Didim'in geçmişi ne kadar güçlü anlaşılırsa, geleceği de o kadar sağlam temeller üzerine kurulacaktır.

YENİ DİDİM HABERİM'İN NOTU

Yoran'daki tarihi Kazı Evi'nde gerçekleştirdiğimiz bu uzun söyleşi, Didim'in yalnızca denizi ve turizmiyle değil, insanlık tarihinin en önemli kültür miraslarından biriyle de anılması gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.

1905 yılında başlayan bilimsel kazılar bugün Türk arkeologlarının yönetiminde yeni bir döneme girmiş durumda. Cumhuriyet İlkokulu'nun altındaki kalıntılardan Kutsal Yol'a, antik tiyatrodan Temenos alanına kadar uzanan çalışmalar, önümüzdeki yıllarda Didim'in tarihini yeniden yazabilecek nitelikte.

Arkeolog Baran Aydın'ın da vurguladığı gibi, amaç yalnızca toprağın altındaki taşları ortaya çıkarmak değil; binlerce yıllık bir uygarlığın izlerini koruyarak gelecek kuşaklara aktarmak.

Görünen o ki, Didim'in gerçek hazinesi yalnızca masmavi denizi değil, toprağının altında sabırla gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen sekiz bin yıllık tarihidir.

https://yenididimhaberim.com/altinkum-yazarlar-festivali-1-agustosta-basliyor-7491

Ek Fotoğraflar
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.