Kömürün Kenti Genk ile Denizin Kenti Didim

Göçün Kurduğu İki Şehrin Sosyolojik Hikâyesi - Yusuf Mehmet Sarışın Yazdı

Yaşam Yayın: 18 Eylül 2026 - Cuma - Güncelleme: 18.09.2026 09:49:00
Editör - Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 9 dk.
Google News

Kömürün Kenti Genk ile Denizin Kenti Didim

Göçün Kurduğu İki Şehrin Sosyolojik Hikâyesi

Yusuf Mehmet Sarışın yazdı

Yıllar önce gitmiştim. Bir tarafa not etmiştim. Şimdi yazıyorum.

Belçika’nın Genk şehri ile Aydın’ın Didim ilçesi, ilk bakışta birbirine hiç benzemeyen iki yerleşim gibi görülebilir.

Biri Kuzey Avrupa’da, denize kıyısı bulunmayan eski bir kömür ve sanayi kentidir. Diğeri Ege kıyısında; turizm, emlak ve hizmet sektörüyle büyüyen bir sahil ilçesidir.

Ancak şehirlerin yalnızca coğrafyasına değil, onları meydana getiren insanlara baktığımızda dikkat çekici bir benzerlik ortaya çıkar:

Genk de Didim de büyük ölçüde göçün kurduğu kentlerdir.

Kömür Genk’i, deniz Didim’i büyüttü

Genk, 20. yüzyılın başlarında küçük bir tarım yerleşimiyken kömür madenlerinin açılmasıyla hızla büyüdü. Madenlerde çalıştırılmak üzere önce Belçika’nın farklı bölgelerinden, ardından İtalya, Yunanistan, İspanya, Türkiye, Fas ve başka ülkelerden işçiler getirildi.

Farklı dilleri, dinleri ve gelenekleri bulunan bu insanlar zamanla Genk’in mahallelerini oluşturdu. Bugün kent nüfusunun yüzde 59,6’sı “Belçika dışı kökenli” olarak sınıflandırılıyor. Böylece Genk, Flaman Bölgesi’nin en çok kültürlü şehirlerinden biri hâline geliyor. Genk Belediyesi nüfus verileri

Didim’in büyümesinin arkasında ise kömür değil; deniz, turizm, ikinci konutlar ve daha iyi bir hayat arayışı bulunuyor.

Türkiye’nin neredeyse bütün illerinden insanlar Didim’e yerleşti. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan gelen aileler, Muşlular, Sivaslılar, Konyalılar, Karadenizliler, İç Anadolulular, İzmir ve Ankara’dan emekli olanlar, Rumeli ve mübadil kökenli aileler aynı ilçede yaşamaya başladı. Bunlara İngiltere ve Avrupa ülkelerinden gelen yabancı yerleşikler de eklendi.

Didim’in nüfusu 2024 yılında 101 bin 474’e ulaştı. Ancak yaz aylarında mevsimlik çalışanlar, yazlıkçılar ve turistlerle birlikte kentin fiilî nüfusu bunun çok üzerine çıkıyor.

ÜİK temelli 2024 ilçe verileri

Genk’te göç iş içindi, Didim’de hayat kurmak için

İki kent arasındaki en önemli fark, göçün nedeninde ortaya çıkıyor.

Genk’e gelen ilk kuşak göçmenlerin ortak paydası işçilikti. İtalyan, Türk, Faslı veya Yunan olmalarından bağımsız olarak aynı maden ocaklarında çalıştılar. Yer altında yaşanan zorluklar, iş kazaları ve sendikal mücadeleler ortak bir işçi kültürü oluşturdu.

Genk’te toplumsal birlikteliği sağlayan şey, büyük ölçüde emek ve sınıf dayanışmasıydı.

Didim’e göç ise tek bir ekonomik faaliyet etrafında gerçekleşmedi. Kimi turizmde çalışmak, kimi inşaatlarda iş bulmak, kimi ticaret yapmak, kimi emeklilik yıllarını geçirmek, kimi de büyük şehirlerin karmaşasından uzaklaşmak için geldi.

Bu nedenle Didim’de insanları bir araya getiren ortak bir işçi veya üretim kültürü oluşmadı. Bunun yerine memleket dernekleri, hemşehri grupları, siyasi çevreler, siteler ve mahalle ilişkileri öne çıktı.

Genk’in göçmenleri bir maden ocağının çevresinde buluştu. Didim’in göçmenleri ise çoğu zaman kendi hemşehrilerinin çevresinde kümelendi.

Çok kültürlülük ile hemşehrilik arasındaki fark

Genk’te Türk, İtalyan, Faslı, Yunan ve Belçikalı kimlikleri bugün de yaşamaktadır. Fakat bu farklılıklar zaman içinde belediye politikalarına, okullara, kültür merkezlerine, spor kulüplerine ve kent festivallerine yansıtılmıştır.

Kent, çok kültürlülüğü geçici bir durum olarak değil, kendi kimliğinin temel unsuru olarak kabul etmiştir. Eski maden alanlarının kültür, sanat, eğitim ve tasarım merkezlerine dönüştürülmesi bunun en belirgin örneğidir. C-Mine adı verilen eski maden bölgesinde bugün sanat eğitimi, tasarım, sinema ve kültürel etkinlikler gerçekleştirilmektedir.

Didim’de ise farklılıklar daha çok dernekler, düğünler, yöresel geceler, siyasi ziyaretler ve dayanışma toplantıları üzerinden görünür oluyor.

Muşlular kendi kültürlerini, Rumelililer kendi geleneklerini, Karadenizliler kendi müziklerini yaşatıyor. Yabancı yerleşikler de çoğu zaman kendi sosyal çevreleri içerisinde hayatlarını sürdürüyor.

Bu yapı kültürel zenginlik yaratırken, ortak bir “Didimlilik” bilincinin oluşmasını zorlaştırabiliyor.

Genkli olmak, Didimli olmaktan daha kurumsal

Genk’te göçmen ailelerin üçüncü ve dördüncü kuşakları artık kendilerini yalnızca Türk, İtalyan veya Faslı olarak değil, aynı zamanda Genkli olarak tanımlıyor.

Bunda okulun, sporun, belediye hizmetlerinin, ortak çalışma hayatının ve uzun yıllara dayanan mahalle ilişkilerinin önemli payı var. KRC Genk futbol kulübü de farklı kökenlerden gelen gençlerin ortak kent aidiyetinde buluşmasını sağlayan güçlü bir simge durumunda.

Didim’de ise “Didimli kimdir?” sorusunun cevabı henüz tam olarak oluşmuş değildir.

Didim’de doğan mı Didimlidir?
Otuz yıldır burada yaşayan mı?
Yazlığı bulunan mı?
Esnaf mı?
Köylerde yaşayan eski aileler mi?
Yoksa Didim’i kendisine yeni bir hayat alanı seçen herkes mi?

Bu soruların hâlâ soruluyor olması, Didim’in sosyolojik bakımdan genç ve oluşum hâlindeki bir kent olduğunu gösteriyor.

Mahalleler aynı şehirde, hayatlar ayrı

Genk’te maden ocaklarının çevresinde kurulan mahallelerde belirli milliyetlerin yoğunlaştığı dönemler yaşandı. Türkler, İtalyanlar ve Faslılar zaman zaman kendi mahallelerinde ve sosyal çevrelerinde yaşadı. Fakat okul, fabrika, sendika, belediye ve spor kulüpleri farklı toplulukların karşılaşma alanlarını artırdı.

Didim’de ise toplumsal ayrışma milliyetlerden çok hayat tarzı ve ekonomik durum üzerinden gerçekleşiyor.

Altınkum’da turizm ve eğlence hayatı, merkez mahallelerde ticaret ve gündelik yaşam, Akbük’te emeklilik ve ikinci konut kültürü, kırsal mahallelerde ise tarım ve geleneksel ilişkiler öne çıkıyor.

Aynı ilçede yaşayan insanlar bazen birbirinden oldukça farklı Didim’lerde hayatlarını sürdürüyor:

  • Yerleşik halkın Didim’i

  • Esnafın Didim’i

  • Emeklilerin Didim’i

  • Mevsimlik çalışanların Didim’i

  • Yazlıkçıların Didim’i

  • Yabancıların Didim’i

  • Kırsal mahallelerin Didim’i

Kent aynı olsa da insanların kentle kurduğu ilişki aynı değildir.

Genk üretim sonrası kimliğini dönüştürdü

Genk’in madenleri 1980’li yıllarda kapanmaya başladı. Bu durum işsizlik, yoksulluk ve toplumsal sorunlar yarattı. Fakat kent, maden geçmişini ortadan kaldırmak yerine onu yeni bir kimliğin parçası hâline getirdi.

Eski maden yapıları yıkılmadı; kültür, sanat, teknoloji ve eğitim merkezlerine dönüştürüldü. Böylece kent geçmişinden utanmadan, geçmişinin üzerine yeni bir gelecek kurmaya çalıştı.

Didim’in önündeki temel soru da buna benziyor:

Turizm ve inşaat dışında nasıl bir ekonomik ve kültürel kimlik oluşturulacak?

Çünkü yalnızca konut üretmek, nüfusu artırır; fakat tek başına kent kültürü oluşturmaz. Bir yerde çok sayıda insanın yaşaması, oranın sosyolojik anlamda bütünleşmiş bir şehir olduğu anlamına gelmez.

Didim Genk’ten ne öğrenebilir?

Genk deneyimi Didim’e şu noktaları hatırlatıyor:

  1. Göç, yönetilmesi gereken bir sorun değil, kent kimliğini oluşturacak bir güç olarak görülmelidir.

  2. Hemşehri dernekleri yalnızca kendi üyelerine değil, bütün kente açılmalıdır.

  3. Çocukların ve gençlerin ortak Didimlilik bilinci okul, spor, sanat ve kültür yoluyla güçlendirilmelidir.

  4. Apollon Tapınağı, Miletos, eski köyler, mübadil hafızası ve göç hikâyeleri ortak kent belleğinde buluşturulmalıdır.

  5. Mevsimlik çalışanlarla emekliler, yerlilerle sonradan gelenler ve yabancı yerleşiklerle Türk vatandaşları arasında ortak yaşam alanları oluşturulmalıdır.

  6. Didim’de yaşayan herkesin kendisini karar süreçlerinin parçası olarak görebileceği katılımcı bir kent yönetimi geliştirilmelidir.

Sonuç: Didim bir yerleşim mi, ortak hayat mı?

Genk’i Genk yapan yalnızca maden ocakları değildi. Madenlere çalışmaya gelen insanların çocukları ve torunları, zaman içerisinde ortak bir şehir meydana getirdi.

Didim’i Didim yapan da yalnızca denizi, plajları veya Apollon Tapınağı değildir. Muş’tan, Sivas’tan, Konya’dan, Karadeniz’den, Rumeli’den, Ankara’dan, İzmir’den, İngiltere’den ve Avrupa’nın farklı ülkelerinden gelen insanların burada kurduğu hayattır.

Fakat Genk büyük ölçüde göçmenlerinin ortak kenti olmayı başarırken, Didim henüz farklı toplulukların aynı coğrafyada yaşadığı bir yer görünümündedir.

Didim’in gelecekteki en önemli meselesi nüfusunun kaç kişi olacağı değildir.

Asıl mesele, farklı şehirlerden ve ülkelerden gelen bu insanların kendilerini ne zaman gerçek anlamda “Didimli” hissedeceğidir.

Çünkü bir şehir, binaların yan yana gelmesiyle değil; insanların ortak bir hikâyede buluşmasıyla kurulur.

Ek Fotoğraflar
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.