NATO’nun Kararı ve Basın Özgürlüğü Üzerine

Demokratik toplumların en temel güvencelerinden biri, özgür ve bağımsız basının kamu adına denetim görevini yerine getirebilmesidir.

Yusuf Mehmet Sarışın yazdı Yayın: 25 Haziran 2026 - Perşembe - Güncelleme: 25.06.2026 12:22:00
Editör - Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 4 dk.
Google News

NATO’nun Akreditasyon Kararı ve Basın Özgürlüğü Üzerine

Yusuf Mehmet Sarışın

Demokratik toplumların en temel güvencelerinden biri, özgür ve bağımsız basının kamu adına denetim görevini yerine getirebilmesidir.

Gazeteciler yalnızca haber aktaran kişiler değil, aynı zamanda toplumun gözü, kulağı ve hafızasıdır. Bu nedenle ulusal ve uluslararası öneme sahip toplantıların, zirvelerin ve karar süreçlerinin medya tarafından izlenebilmesi demokratik işleyişin ayrılmaz bir parçasıdır.

Bu açıdan bakıldığında, NATO’nun 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştireceği zirveyi takip etmek isteyen aralarında Halk TV, Sözcü TV, Nefes, İlke TV, Cumhuriyet, ANKA Haber Ajansı, Medyascope, T24 ve Yetkin Report’un da bulunduğu çok sayıda medya kuruluşunun akreditasyon başvurusunu reddetmesi ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.

Basın kuruluşlarının herhangi bir açıklama yapılmaksızın zirve kapsamı dışında bırakılması, yalnızca ilgili medya organlarını değil, kamuoyunun haber alma hakkını da doğrudan ilgilendiren bir konudur.

NATO, kuruluş felsefesinde demokrasi, bireysel özgürlükler ve hukuk devleti ilkelerine bağlılığını vurgulayan bir uluslararası ittifaktır. Ancak bağımsız medya kuruluşlarının akreditasyon taleplerinin gerekçesiz biçimde reddedilmesi, savunulduğu belirtilen bu değerlerle çelişen bir görüntü ortaya çıkarmaktadır. Demokratik ilkelerin yalnızca metinlerde yer alması yeterli değildir; bu ilkelerin uygulamada da eksiksiz şekilde hayata geçirilmesi gerekir.

Gazetecilerin kamu yararını ilgilendiren toplantıları izlemesi, mesleki sorumluluklarının doğal bir sonucudur. Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde de belirtildiği gibi gazetecinin görevi gerçekleri araştırmak, doğrulamak ve kamuoyuna eksiksiz bilgi ulaştırmaktır. NATO’nun aldığı bu karar, yalnızca gazetecilerin çalışma alanını daraltmakla kalmamakta, aynı zamanda vatandaşların doğru ve kapsamlı bilgiye ulaşma hakkını da sınırlandırmaktadır. Sonuç olarak zarar gören yalnızca medya kuruluşları değil, demokratik toplumun tamamıdır.

Kararın en dikkat çekici yönlerinden biri ise ret gerekçelerinin açıklanmamış olmasıdır. Daha da önemlisi, başvuru sahiplerinden bu kararın nedenlerini sorgulamamalarının talep edildiğine yönelik iddialardır. Oysa demokratik toplumlarda şeffaflık ve hesap verebilirlik vazgeçilmez ilkelerdir. Bir kararın gerekçesi açıklanmıyorsa, o kararın objektif kriterlere dayanıp dayanmadığı konusunda doğal olarak kuşkular ortaya çıkar.

Gazeteciler arasında ayrım yapılması ve bazı medya kuruluşlarının kamusal öneme sahip etkinlikleri izlemesinin engellenmesi, haber alma ve haber verme özgürlüğünü zedeleyen bir uygulama olarak değerlendirilmektedir. Uluslararası kuruluşların, savunduklarını ifade ettikleri demokratik değerleri kendi uygulamalarında da göstermeleri beklenir. Medya kuruluşlarına yönelik akreditasyon süreçlerinde açık, nesnel ve denetlenebilir ölçütlerin uygulanması hem güvenilirlik hem de demokratik meşruiyet açısından zorunludur.

NATO’nun Ankara Zirvesi öncesinde ortaya çıkan bu tablo, basın özgürlüğü konusunda uluslararası kuruluşların da eleştirilere açık olduğunu göstermektedir. Basın özgürlüğü evrensel bir ilkedir; ülkelere, kurumlara ya da siyasi tercihlere göre değişmez. Bu nedenle NATO yetkililerinin akreditasyon başvurularının neden reddedildiğini kamuoyuna açık ve net biçimde açıklaması, oluşan soru işaretlerini gidermesi ve demokratik değerlere olan bağlılığını somut biçimde ortaya koyması gerekmektedir.

Çünkü özgür basının olmadığı yerde şeffaflık zayıflar, şeffaflığın olmadığı yerde ise demokrasi yara alır. Kamuoyunun beklentisi, NATO’nun kendi ilkeleriyle uyumlu davranması ve gazeteciler arasında ayrım yapılmasına yol açan bu kararın gerekçelerini açıklamasıdır. Basın özgürlüğü yalnızca gazetecilerin değil, toplumun tamamının ortak hakkıdır. Bu hakkın korunması ise demokratik dünyanın ortak sorumluluğudur.

Ek Fotoğraflar
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.