
Hayal Satmak: 1. Bölüm - İnsan Hayaliyle Ayakta Kalır
İnsan, hayal kurmaya mecburdur. Hayal kuramamaya başladığı zaman büyük sorunlar da başlar. Çünkü insanı yarına bağlayan yalnızca nefes almak değildir.
Yaşam
Yayın: 08 Eylül 2026 - Salı - Güncelleme: 08.09.2026 12:21:00
Editör -
Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 8 dk.


Hayal Satmak: 1. Bölüm - İnsan Hayaliyle Ayakta Kalır
İnsan, hayal kurmaya mecburdur. Hayal kuramamaya başladığı zaman büyük sorunlar da başlar. Çünkü insanı yarına bağlayan yalnızca nefes almak değildir. Bazen gerçekleşmesi çok zor bir beklenti, bazen küçük bir umut, bazen de kimseye anlatılmayan bir düş, insanı hayata bağlar.
Bu yüzden insan hayalini sürekli yanında taşır.
O hayal hep tazedir. Umut verir, güç verir, motive eder. Sonu iyi mi biter, kötü mü biter bilinmez. Fakat en azından yolun sonuna gelinceye kadar insanı ayakta tutar.
Hayal işte bu kadar önemlidir.
Ancak insanoğlu biraz da açgözlüdür. Daha parlak, daha güzel, daha kolay bir hayal bulduğunda eski hayalinden hemen vazgeçebilir. Hatta hiç düşünmeden kendi hayalini satabilir.
Kimileri mesleği gereği hayal tasarlar. Bir grafik tasarımcı, dışarıdan bakıldığında bilgisayarın karşısında saatlerce oturuyor gibi görünür. Oysa zihninde renkleri, biçimleri ve insanların düşlerini bir araya getirir. Sonra da somut bir varlık olan para karşılığında, elle tutulamayan bir şeyi; fikri, duyguyu ve hayali verir.
Bu, emeğe dayanan dürüst bir alışveriştir.
Asıl mesele, gerçekleşmesi için çaba harcanan hayalle, gerçekleşmeyeceği bilinerek satılan hayali birbirinden ayırabilmektir.
Çünkü birinde umut, diğerinde aldatma vardır.
2. Siyasetin En Çok Sattığı Ürün
Hayal satmanın en büyük pazarı siyasettir.
Seçim meydanlarında herkese iş, herkese aş, herkese ev, herkese refah vaat edilir. Kentlerin trafik sorunu çözülecek, denizleri temizlenecek, yolları yapılacak, gençleri iş bulacak, emeklileri rahat yaşayacaktır.
“Yaparız, ederiz, getiririz, götürürüz…”
Kelimeler kolaydır.
Afişler renkli, meydanlar kalabalık, kürsüler yüksek seslidir. Seçim otobüslerinden yükselen müzik, gerçeğin sesini çoğu zaman bastırır. Vatandaş da kendisine sunulan bu güzel geleceğe inanmak ister. Çünkü geçim sıkıntısı yaşayan insanın umuda, işsiz gencin işe, evladını okutmaya çalışan annenin güvenli bir geleceğe ihtiyacı vardır.
Siyasetçi de tam olarak bu ihtiyacı görür.
Bir ilçeye üniversite, bir mahalleye doğalgaz, bir köye yol, bir gence kadro, bir emekliye refah vadeder. Seçim geçer, sandıklar kaldırılır, alkışlar diner. Ardından vaatlerin bir kısmı unutulur, bir kısmı ertelenir, bir kısmı da bir sonraki seçimin hayaline dönüştürülür.
Böylece aynı hayal defalarca satılır.
Oysa siyaset, gerçekleşmeyecek vaatler üretme sanatı değildir. Siyaset, insanların hayallerini gerçeğe dönüştürme sorumluluğudur. Yapamayacağı işi vaat eden kişi yalnızca oy istemez; insanların yarınını da ipotek altına alır.
İnsanlara umut vermek değerlidir.
Fakat olmayacak bir şeyi olacakmış gibi anlatmak, umut vermek değil, umut ticareti yapmaktır.
Bu kadar kolay hayal satmayın insanlara.
“Yaparız, ederiz” diyerek onların zihnine olmayan bir gelecek yerleştirmeyin. İnsanların gerçekleşmeyecek ihtimallere ve hiç yaşanmamış güzel günlerin anısına tutunmasına izin vermeyin.
Çünkü olmayacak bir hayale kapılmak, bazen hayal kırıklığından bile daha ağırdır.
3. Futbol, Ekonomi ve Büyük Bekleyiş
Futbol da insanlara hayal satar.
Küçük bir kentin yerel takımı, ülkenin en büyük takımlarından biriyle karşılaştığında herkes mucize bekler. Tribündeki taraftar, kendi takımının kazanacağına inanır. Formasını giyer, atkısını boynuna dolar, doksan dakika boyunca bağırır.
Bir gol bekler.
Bir galibiyet, bir şampiyonluk, bir kupa bekler.
Belki takımının bütçesi rakibinin bir futbolcusunun bonservis bedeli kadar bile değildir. Belki kâğıt üzerinde kazanma ihtimali çok azdır. Fakat futbolun güzelliği de buradadır: Hakem düdüğü çaldığında umut yeniden doğar.
Filmler de hayal satar. Kahramanın düşmanların elinden kurtulacağını, iyilerin kazanacağını, genç kızla delikanlının sonunda kavuşacağını düşünürüz.
Kitaplar hayal satar. Sayfalar arasında hiç gitmediğimiz kentlere gider, hiç tanımadığımız insanlarla aynı masaya otururuz.
Okullar da hayal satar. Çocuğa, “Okursan büyük insan olursun, iyi iş bulursun, çok para kazanırsın” denir. Çocuk yıllarca çalışır, sınavlara girer, diplomasını alır. Sonra iş bulamadığında kendisine satılan hayalle hayatın gerçeği arasında sıkışıp kalır.
Ekonomi ise hayal satma işini profesyonelleştirmiştir.
Reklamlar bize yalnızca bir koltuk, otomobil, telefon ya da ev satmaz. O ürünü aldığımızda yaşayacağımız hayatı satar. Oturma grubu gösterilir; rahatlık, mutluluk ve huzur vaat edilir. Otomobil gösterilir; özgürlük satılır. Krediyle ev gösterilir; güvenli gelecek satılır. Bir tatil reklamında deniz değil, başka bir insan olma ihtimali pazarlanır.
İstanbul’un havası bile satılır.
Cennetten arsa, deniz görmeyen eve deniz manzarası, geleceği belirsiz projeye yüksek kazanç vaadi sunulur. Kapitalist ekonomide pazarlama çoğu zaman ürünün kendisini değil, ürünün insanın hayatında yaratacağı düşünü vaat eder.
İnsanlar artık her zaman hakikati istemiyor.
Hızlı, parlak ve yapay sonuçlar yeterli geliyor. Gerçeğin oluşması zaman, emek ve sabır ister. Hayal ise birkaç güzel cümle, etkileyici bir görsel ve güçlü bir reklamla birkaç dakika içinde satılabilir.
Alan memnun, satan memnun görünür.
Ta ki hayalin ambalajı açılıncaya kadar…
4. Gerçekle Yaşamanın Bedeli
Mahallede, iş yerinde, evde, okulda, siyasette, sporda ve ekonomide hayal alınıp satılıyor.
Kahve falına baktıran genç de geleceğini merak ediyor. “Yakında büyük bir kısmet var” cümlesini duyduğunda yüzü gülüyor. Belki falı yorumlayan inanmıyor, belki dinleyen bunun yalnızca bir eğlence olduğunu biliyor. Ama insan yine de güzel bir haber duymak istiyor.
Çünkü talep var.
“Dövüş Kulübü” filmindeki Tyler Durden’ın isyanı da tam olarak bunadır: İnsanların evde, okulda ve televizyon karşısında büyürken bir gün çok ünlü, çok zengin ve çok önemli olacaklarına inandırılması… Sonra hayatın içinde bunun gerçekleşmediğini görmeleri…
Sorun hayal kurmak değildir.
Sorun, insanlara olmayacak hayatları kesinlikle olacakmış gibi satmaktır.
Uzun zamandır gözlemliyorum: Hayal satanların çoğu mutlu görünüyor. Gerçeklerin üzerinde yürüyenler ise bütünüyle mutsuz olmasalar bile genellikle huzursuzlar. Çünkü gerçek ağırdır. Hakikat alkış toplamaz, çabuk satılmaz ve herkesi memnun etmez.
Gerçeği olduğu gibi anlatırsanız müşteriniz az olur.
Bir ürünün kusurunu söylerseniz satıcı olamazsınız. Bir siyasi vaadin gerçekleşemeyeceğini anlatırsanız kalabalıklar sizi alkışlamaz. Bir takımın şampiyonluk ihtimalinin çok düşük olduğunu söylerseniz taraftar size kızar. Bir gence yalnızca diploma almanın yetmeyeceğini anlatırsanız moral bozmakla suçlanırsınız.
Ama hayal satarsanız kapılar açılır.
İnsanlara duymak istediklerini söylerseniz başarılı sayılırsınız. Gerçekleşmese bile güzel bir gelecek çizerseniz çevreniz kalabalıklaşır. Hatta anlattığınız hayale önce kendiniz inanır, bunu samimiyetle aktarırsanız çok daha etkili olursunuz.
Ben yapamam.
Yaşım geçti demeyeceğim; yaşım bana gerçeğin değerini öğretti. Başım da artık bu kadar süslü yalana dayanmaz. Ben, gerçeği anlatmayı seçiyorum. Bedeli yalnızlık, huzursuzluk ya da başarısızlık olarak görülmek olsa bile…
Siz yine de hayal kurun.
Hayalinizi yanınızdan ayırmayın. Onu büyütün, besleyin, gerçekleştirmek için çalışın. Fakat başkalarının umudunu ticaret malına dönüştürmeyin.
İnsanın kendi hayalinin peşinden gitmesi güzeldir.
Başkalarına hayal satması ise büyük bir sorumluluktur.
Hele gerçekleşmeyeceğini bile bile satıyorsa bunun adı artık hayal değildir.
Aldatmadır.
Ek Fotoğraflar

Yorumlar (0)
İlginizi Çekebilir






