Nazlı ile Ergun’un yarım kalan aşkına, Serhat Kılıç’ın anısına…

Mahalleye o sabah alışılmadık bir sessizlik çökmüştü.Pastanenin kepengi yarıya kadar açıktı. Manav, kasaları kaldırıma dizmiş ama radyoyu açmamıştı. Kahvede tavla taşlarının sesi bile duyulmuyordu. Herkes, az önce yayılan acı haberi kabullenmeye çalışıyor

Yaşam Yayın: 06 Eylül 2026 - Pazar - Güncelleme: 06.09.2026 13:19:00
Editör - Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 6 dk.
Google News

YUSUF MEHMET SARIŞIN YAZDI - PLAK DÖNMEYE DEVAM EDİYOR

Seksenler dizisini izlemeyen var mı - Nazlı ile Ergun’un yarım kalan aşkına, Serhat Kılıç’ın anısına…

Mahalleye o sabah alışılmadık bir sessizlik çökmüştü.Pastanenin kepengi yarıya kadar açıktı. Manav, kasaları kaldırıma dizmiş ama radyoyu açmamıştı. Kahvede tavla taşlarının sesi bile duyulmuyordu. Herkes, az önce yayılan acı haberi kabullenmeye çalışıyordu.

Ergun Plak’ın kapısında ise küçük, beyaz bir kâğıt asılıydı:

“Bugün kapalıyız.”

Ahmet, dükkânın önünde bir süre durdu. İçeriden belli belirsiz bir şarkının sesi geliyordu. Kapıyı yavaşça itti.

Ergun, pikabın karşısındaki sandalyede oturuyordu. Başını önüne eğmiş, dönen plağı seyrediyordu.

— Ergun abi…

Ergun başını kaldırmadan cevap verdi:

— Geldin mi Ahmet?

— Geldim. Dükkânın kapısındaki yazıyı görünce merak ettim. İyi misin?

Ergun acı acı gülümsedi.

— İnsan bazen “İyiyim” der Ahmet… Sırf karşısındaki üzülmesin diye. Ama bugün diyemiyorum.

Ahmet yanına oturdu.

— Nazlı yüzünden mi?

Ergun sustu. Pikabın iğnesi plağın üzerinde ilerliyor, eski bir aşk şarkısı dükkânın duvarlarına çarpıyordu.

— İnsan sevdiğini bekler mi Ahmet?

— Bekler.

— Ne kadar bekler?

— Geleceğine inanıyorsa ömür boyu bekler.

Ergun ilk kez Ahmet’in yüzüne baktı.

— Ya gelmezse?

Ahmet derin bir nefes aldı.

— O zaman insan beklediği kişiyi değil, onunla kurduğu hayali bekler.

Ergun ayağa kalktı. Raflardan bir plağı aldı. Kapağını eliyle sildi.

— Nazlı bu plağı çok severdi. Dükkâna her geldiğinde “Ergun, yine aynı şarkıyı mı dinliyorsun?” derdi.

— Sen ne derdin?

— “Şarkı aynı ama seni her gördüğümde başka türlü çalıyor” derdim.

Ahmet gülümsedi.

— Güzel söylemişsin.

— Güzel söyledim de güzel yaşayamadım Ahmet. İnsan sevdiğine söyleyeceği sözleri ertelerse, bir gün elinde yalnızca suskunluk kalıyor.

Tam o sırada kapının önünde bir gölge belirdi.

Nazlı…

Elinde küçük bir çiçek demeti vardı. Gözleri doluydu. Ergun onu görünce olduğu yerde kaldı. Yıllardır söylemek istediği bütün sözler boğazında düğümlendi.

Nazlı içeri girdi.

— Dükkân kapalıydı ama müziği duydum.

Ergun, heyecanını gizlemeye çalıştı.

— Kapalıyız ama sana değil.

Ahmet ayağa kalktı.

— Ben sizi yalnız bırakayım.

Ergun hemen seslendi:

— Gitme Ahmet! İnsan sevdiği kadının karşısında yalnız kalınca bütün cesaretini kaybediyor.

Nazlı, gözyaşlarının arasından gülümsedi.

— Senin cesaretin zaten hiç olmadı ki Ergun.

— Vardı Nazlı… Ama seni görünce saklanacak yer arıyordu.

Ahmet araya girdi:

— Ergun abi, yıllardır söylemek istediğini artık söyle. Bazı sözlerin yarını olmayabilir.

Dükkâna yeniden sessizlik çöktü.

Ergun, pikabın sesini biraz kıstı. Nazlı’nın karşısına geçti.

— Ben seni çok sevdim Nazlı.

— Biliyorum.

— Nereden biliyorsun?

— Bir kadın, kendisini gerçekten seven bir erkeğin bakışını unutmaz.

— Peki, sen beni sevdin mi?

Nazlı başını eğdi.

— Sevmeseydim bunca yıl o dükkânın önünden geçerken neden içeriye bakardım?

Ergun’un gözleri doldu.

— Öyleyse neden olmadı?

Nazlı, plak raflarına baktı.

— Çünkü biz hep doğru insan olduk ama yanlış zamanlara denk geldik.

— Zamanı geri alamaz mıyız?

— Alamayız Ergun. Ama geçmişi güzel hatırlayabiliriz.

Ergun, dudaklarında buruk bir tebessümle başını salladı.

— Demek bizim aşkımız da eski plaklar gibi…

— Nasıl yani?

— Biraz çizik, biraz hüzünlü… Ama iğneyi üzerine koyunca yine kalbin tam ortasından çalıyor.

Nazlı elindeki çiçekleri tezgâhın üzerine bıraktı.

— Bazı aşklar kavuşunca biter Ergun. Bizimki kavuşamadığı için hiç bitmedi.

Ahmet pencereden dışarı baktı. Mahalle halkı sessizce dükkânın önünde toplanmaya başlamıştı. Kimsenin konuşmaya cesareti yoktu.

— Dışarıda herkes seni bekliyor Ergun abi.

— Beni niye bekliyorlar?

— Çünkü sen bu mahallenin neşesisin. Sen sustuğunda herkesin içinde bir şeyler eksiliyor.

Ergun kapıya doğru yürüdü. Eşiğin önünde durup mahallesine baktı. Bakkalı, manavı, pastaneyi, kahveyi ve kendisini yıllarca yalnız bırakmayan insanları tek tek süzdü.

Sonra Ahmet’e döndü:

— Bir insan gerçekten gider mi Ahmet?

Ahmet’in gözlerinden yaşlar süzüldü.

— Unutulursa gider Ergun abi.

— Hatırlanırsa?

— Söylediği her sözde, bıraktığı her gülümsemede yaşamaya devam eder.

Ergun yeniden pikabın başına geçti. Plağın iğnesini dikkatlice kaldırdı. Ardından en sevdiği şarkıyı koydu.

Müzik bütün mahalleye yayıldı.

Nazlı, Ergun’un yanına yaklaştı.

— Bu bizim şarkımız mı?

Ergun gülümsedi.

— Hayır Nazlı… Bu, yarım kalan bütün aşkların şarkısı.

Pikap dönmeye devam etti.

Fakat o gün kimse müziğin nereden geldiğini anlayamadı. Çünkü Ergun Plak’ın ışıkları sönmüş, dükkânın kapısı kapanmıştı.

Ahmet, kapının önündeki küçük kâğıdı çıkarıp arkasına bir cümle yazdı:

“Bazı oyuncular sahneden iner; ama canlandırdıkları insanlar aramızda yaşamayı sürdürür.”

Serhat Kılıç da ardında unutulmayacak roller, sıcak bir tebessüm ve milyonların hafızasına kazınan Ergun Plak’ı bıraktı.

Nazlı ile Ergun belki hiçbir zaman tam anlamıyla kavuşamadı. Fakat onların mahcup, inatçı ve tertemiz aşkı; eski bir plağın hiç eskimeyen şarkısı gibi kalplerimizde dönmeye devam edecek.

Güle güle Ergun Plak…
Güle güle Serhat Kılıç…
Mahallenin neşesi, sanat dünyasının güçlü sesi olarak daima hatırlanacaksın.

Ek Fotoğraflar
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.