
Mus'ab bin Umeyr – İpekten Kefene Uzanan Bir Yol
Yusuf Mehmet Sarışın Yazdı - Mekke’nin en varlıklı evlerinden birinde dünyaya gelmişti. Üzerine giydiği elbise Yemen ipeğiydi, sürdüğü koku en pahalı esanslardan seçilirdi. Gençliğinde yürüdüğü sokaklar onun için adeta kırmızı halıydı.
Yusuf Mehmet Sarışın yazdı
Yayın: 28 Şubat 2026 - Cumartesi - Güncelleme: 28.02.2026 11:33:00
Editör -
Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 3 dk.


Mus'ab bin Umeyr – İpekten Kefene Uzanan Bir Yol
Mekke’nin en varlıklı evlerinden birinde dünyaya gelmişti. Üzerine giydiği elbise Yemen ipeğiydi, sürdüğü koku en pahalı esanslardan seçilirdi. Gençliğinde yürüdüğü sokaklar onun için adeta kırmızı halıydı. Annesi, oğlunu gözünden sakınır; Mekke eşrafı onun zarafetine, konuşmasına, duruşuna hayranlıkla bakardı.
O, zenginliğin şımarıklığını değil; asaletin vakarını taşıyordu. Fakat asıl asaleti, henüz kimsenin bilmediği bir tercihle ortaya çıkacaktı.
Bir gün Mekke sokaklarında fısıltı gibi dolaşan bir isim duydu:
Muhammed
Dar bir evde, gizlice toplanan bir avuç insanın yeni bir inanca gönül verdiğini öğrendi. Genç Mus’ab, merak etti. O kapıyı çaldığında aradığı şey servet değildi, şöhret değildi. O kapıyı çaldığında hakikati arıyordu.
Ve o gün, hayatının yönü değişti.
Kelime-i şehadet dudaklarından döküldüğünde, Mekke’nin en zengin gençlerinden biri artık Mekke’nin en büyük bedeli ödemeye hazır müminlerinden biri olmuştu.
Annesi onu zincirletti. Evine hapsetti. Servetini kesti. İpek elbiseler gitti, güzel kokular gitti, dost sandıkları uzaklaştı. Ama yüzündeki huzur gitmedi. Çünkü o, kalbini değiştirmişti.
Bir zamanlar Mekke’nin en şık genci olan Mus’ab, Medine’ye gönderildiğinde artık bir tebliğ eri idi. Medine’nin tozlu sokaklarında Kur’an öğretti. İnsanlara İslam’ı anlattı. Sabırla, yumuşaklıkla, vakarla…
Onun çalışmalarıyla Medine’de nice kalp İslam’la buluştu. Bir şehrin kaderi değişti. Bir toplumun mayası atıldı.
Sonra bir gün geldi…
Uhud Savaşı
Sancak onun elindeydi. Sancağı düşürmemek için iki kolunu da kaybetti. Ama bayrak yere düşmedi. Göğsüne bastırdı. Son nefesine kadar taşıdı.
Şehit olduğunda geride bir servet bırakmadı. Kefen olmaya yetecek kadar bile kumaşı yoktu. Başını örttüklerinde ayakları açıkta kalıyordu. Ayaklarını örttüklerinde başı…
İşte o gün, ipekten kefene uzanan yol tamamlandı.
Bir zamanlar Mekke’nin en varlıklı genci…
Sonra Medine’nin en fedakâr öğretmeni…
Ve Uhud’un en vakur şehidi…
Bugün Didim’in bir sokağında yürürken, denizin kıyısında gün batımını izlerken, insan şunu düşünüyor:
Zenginlik nedir?
Kaybetmek nedir?
Asıl kazanç nedir?
Mus’ab bin Umeyr bize şunu öğretti: İnsan sahip olduklarıyla değil, vazgeçtikleriyle büyür. İpek elbise değil, inanç insanı yüceltir. Ve bazen bir ömür, bir bayrağı düşürmemek için yaşanır.
Ben kalemimi her hakikat satırında biraz daha ağırlaştırırken, onun genç yaşta taşıdığı sorumluluğu düşünürüm. Çünkü bazı hayatlar sadece yaşanmaz; insanlığa örnek olsun diye yazılır.
Ve Mus’ab’ın hikâyesi, hâlâ yazılmaya devam eder…
Ek Fotoğraflar


Yorumlar (0)
İlginizi Çekebilir







