
Çipuraların benimle dalga geçtiğinden şüphelendim
Çipura konusunda yıllardır süregelen bir şehir efsanesi var: "Abi çipura en çok şu yemi sever."
Yaşam
Yayın: 24 Haziran 2026 - Çarşamba - Güncelleme: 24.06.2026 10:29:00
Editör -
Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 4 dk.


Çipura konusunda yıllardır süregelen bir şehir efsanesi var:
"Abi Çipura en çok şu yemi sever."
Gerçekte durum biraz farklı. Çipura bir gurme değil, daha çok mahallesindeki esnaf lokantasına alışmış emekli amca gibidir. Nerede büyüdüyse, neyi görerek yetiştiyse onu arar.
Kuzey Ege'de düşünün; su serin, oksijen bol, zemin taş ve kırma midye dolu. Balığın önünde açık büfe gibi midye, kaya kurdu, mamun, madya, kum midyesi, boru kurdu dizilmiş. Haliyle Çipura da "Bugün ne yesem?" diye Michelin yıldızı kovalamıyor, bildiği menüye saldırıyor.
Orta Ege'ye geliyorsun. Kum, çamur, deniz çayırı. Buradaki Çipura biraz daha nazlı. Sabah mamun isteyen öğleden sonra teke sorabiliyor. Akşamüstü ise sülünez dışında hiçbir şeyi beğenmeyen restoran eleştirmeni moduna girebiliyor.
Güney Ege'ye inince işler iyice değişiyor. Su sıcak, deniz berrak. Menüde canlı teke, sülünez, mamun, sardalya, kalamar. Çipuralar adeta sahil kasabasında yazlıkçı olmuş.
Yani bulunduğun yerde midye çoksa midye tak. Kumluksa sülünez tak. Çayırlıksa teke veya mamun dene.
Çünkü mesele "Çipura neyi sever?" değil.
Mesele "Çipura mahallede neyle büyüdü?" sorusu.
Ben Kuzey Ege'de Karadeniz'den getirdiğim Rapana Venosa (deniz salyangozu) ile çok güzel avlar yaptım. Hedefim 600 gram üstü Çipuralardı, taş gibi çalıştı.
Sonra klasik balıkçı kahvesi senaryosu:
"Levrek buna gelmez."
Levrek geldi.
"Teke yemez."
Yedi.
"Hem de başparmak kalınlığındaki damızlık tekeleri yedi."
"Canlı kalamar mı? Onu hiç yemez."
Onu da yedi.
Bir ara Çipuraların gizlice forum kurup benimle dalga geçtiğinden şüphelendim.
Aslında işin sırrı şu: Balık kışa girerken yağlanmak zorunda. O dönemde önüne gelen her şey potansiyel öğle yemeği. Sen de olsan kasım ayında denizde yüzüp yağ depolamaya çalışırken çok seçici davranmazsın.
Şimdi bazı arkadaşlar diyecek ki:
"Abi yazıda bütün yemleri yazmışsın. Hangi yeme onay vermedin ki?"
Haklısınız.
Ama vermek istediğim mesaj şu:
"Çipura şunu sever" cümlesi eksik bir cümledir.
Doğrusu:
"Çipura bulunduğu bölgede alıştığı bir yem vardır. Sen onu doğru zamanda doğru şekilde sunarsan yer."
Bunu destekleyen bir diğer tez: Anavasya ve Katavasya
Eski Yunancada Anavasya (Ἀναβασία) "yukarı çıkış, yükseliş", Katavasya (Καταβασία) ise "aşağı iniş" anlamına gelir.
Balıkların mevsimsel hareketlerinde bu iki kavramın etkisini küçümsememek lazım.
Çünkü balık sadece yer değiştirmez, beraberinde beslenme alışkanlıklarını da taşır.
Ben bunu biraz "anne mutfağı sendromu" olarak görüyorum.
Düşünün; yıllarca belirli bir bölgede midye, mamun, teke veya sülünez yiyerek büyümüş bir Çipura, göç sırasında başka bir yere gitse bile aklının bir köşesinde hâlâ çocukluğunun menüsü vardır.
Nasıl ki elli yaşına gelmiş adam dünyanın en lüks restoranına gitse bile annesinin yaptığı dolmanın yerini tutamaz diyorsa, Çipura da çoğu zaman bildiği yemi görünce refleks olarak ona yönelir.
İşte bu yüzden mesele sadece balığın bugün bulunduğu yer değil, anavasyada nereden geldiği ve katavasyada hangi rotaları kullandığıdır.
Yani bazen oltadaki yemden çok, balığın hafızasındaki menü önemlidir.
Mustafa Eğerci üstadıma bilgiler ve emeği için teşekkürler.
Sevgiler, saygılar ve rastgele.
Teşekkürler Balık Avı Hikayeleri (Birol Amaç)
Ek Fotoğraflar

Yorumlar (0)
İlginizi Çekebilir





