Şenol'un Yeri'nde kahvaltı keyfi - Y. Mehmet Sarışın - Zekiye Sarışın

Yıllar önceydi. Sanırım 2014'dü. Sabahın ilk ışıkları zeytin dallarının arasından süzülürken Zekiye Sarışın direksiyonu Akköy yoluna kırdı.

Yemek Yayın: 01 Şubat 2026 - Pazar - Güncelleme: 01.02.2026 13:02:00
Editör - Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 4 dk.
Google News

Şenol'un Yeri'nde kahvaltı keyfi - Y. Mehmet Sarışın - Zekiye Sarışın

Yıllar önceydi. Sanırım 2014'dü. Sabahın ilk ışıkları zeytin dallarının arasından süzülürken Zekiye Sarışın direksiyonu Akköy yoluna kırdı. 

Kışın serinliği henüz toprağın üzerinden çekilmemişti; yol kenarındaki nemli toprak, gece yağan çiseğin izlerini taşıyordu. 

Köy yollarında insanın içini açan bir sessizlik vardır; motorun homurtusu bile doğaya saygıyla alçalır sanki.

Virajı döner dönmez kırmızı bir tabela göz kırptı:

Şenol'un Yeri – Doğal Köy Kahvaltısı. Yöresel lezzetler.

Okun üzerinde sanki sadece yön değil, çocukluğa doğru bir hat çizilmişti.

Sacın Başındaki Emek

İçeri girdiğimde ilk duyduğum ses sacın üstünde kabaran hamurun fısıltısı oldu. O ses, şehirde duyduğumuz hiçbir şeye benzemez; ne makine uğultusuna, ne de klavye tıkırtısına… Bu, doğrudan emeğin sesidir.

Sacın başında açılan yufkalar, sabrın ve alışkanlığın geometrisiyle inceliyor; oklava hamurun üzerinde adeta bir kaligrafi ustası gibi geziniyordu. Ellerin hareketi ezbere değil, hafızayla yapılır burada. Her katmanda bir annenin, bir anneannenin bilgeliği vardır.

Yan masada kızarmaya bırakılmış ekmek dilimlerinden tereyağının kokusu yükseliyor; çayın buharı camlara ince bir sis bırakıyordu.

Sofra Kurulunca Köy Konuşur

Sofra geldiğinde masaya sadece yiyecek değil, köyün kendisi kuruldu.

Koyu renkli zeytinler sabahın ciddiyetini taşırken, yeşiller gençlik gibi diri duruyordu. Ev yapımı reçeller güneşin kavanoza girmiş hâliydi. Peynirler, sütün sabaha verdiği selam… Zeytinyağı öyle berraktı ki, içine bakınca insan kendi yüzünü değil, toprağı görüyordu.

Bir dilim köy ekmeğini zeytinyağına bandığımda zaman yavaşladı. Şehirde hızla yediğimiz hiçbir şeyin tadı yoktur; burada her lokma “acele etme” der.

Ocağın Etrafında Hayat

Mekânın ortasındaki soba sadece ısıtmıyor, insanları da birbirine yaklaştırıyordu. Masalar arasında yabancılık kısa sürer böyle yerlerde. Bir çay daha isterken yan masadakiyle göz göze gelinir, başlar hafifçe selam verir.

Burası bir işletmeden çok, genişlemiş bir ev gibiydi.

Bu evin sahibi Şenol Duman, kardeşi Mustafa Şenol ve aile fertleriyle çalışır. 

Biri mutfağın temposunu tutuyor, diğeri masalar arasında görünmeden düzen kuruyordu. Konuşmaları yüksek değil ama varlıkları her yerde hissediliyor. Gerçek esnaflık budur; müşteriyle değil, misafirle ilgilenmek.

Kavanozlarda Saklanan Mevsimler

Çıkışa doğru dizilmiş kavanozlar dikkatimi çekti. Turşular, zeytinyağları, reçeller… Hepsi mevsimlerin cam içine alınmış hâli. Kışın ortasında yazı açmanın yolu işte buradan geçiyor.

Dışarıda ağaçların gölgesine kurulmuş masalarda insanlar uzun uzun oturuyordu. Kimse acele etmiyor, kimse saate bakmıyordu. Çünkü köy kahvaltısında zaman ölçülmez, yaşanır.

Yolun Sonunda Değil, Başında

Arabama dönerken şunu düşündüm:

Bazı yerler insanı doyurur, bazı yerler hatırlatır.

Şenol’un Yeri, Didim’in kalabalığından sadece birkaç kilometre uzakta ama ruh olarak yıllarca geride, çocukluğumuzun sofrasına yakın.

Orada yediğiniz şey sadece gözleme ya da peynir değil; sabır, emek ve paylaşmanın tadı.

Ve insan bazen en çok bunu özlüyor.

Ve bugün. 1 Şubat 2026 Pazar. Biz yine oradaydık. 

Ek Fotoğraflar
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.