
Madımak'ın 33. Yılı: Ateşte Kalan Türküler
Yusuf Mehmet Sarışın Yazdı: Takvimler 2 Temmuz'u gösteriyordu.


Madımak'ın 33. Yılı: Ateşte Kalan Türküler
Yusuf Mehmet Sarışın Yazdı
Takvimler 2 Temmuz'u gösteriyordu.
Sivas'ın sokaklarında yaz güneşi vardı. İnsanlar telaşla yürürken, bir otelin penceresinde umutla dışarıyı izleyen şairler, ozanlar, yazarlar ve sanatçılar vardı. Kimisi yeni yazdığı şiiri okuyacak, kimisi dostlarıyla uzun yıllar unutamayacağı sohbetler edecekti.
Hiçbiri, birkaç saat sonra hayatlarının son sayfasının yazılacağını bilmiyordu.
Otelin en üst katında genç bir bağlama sanatçısı, telleri usulca yokladı.
"Bugün yeni bir türkü söyleyeceğim." dedi.
Yanındaki yaşlı ozan gülümsedi.
"Türküler hiç ölmez evlat."
O söz, odanın içinde sessizce kaldı.
Dışarıdan yükselen sesler önce slogan oldu.
Sonra öfkeye dönüştü.
Ardından taşlar geldi.
Camlar kırıldı.
Korku, koridorlara yayıldı.
Telefonlar sustu.
Kapılar kilitlendi.
İnsanlar birbirlerine sarıldı.
Bir anne, çocuğunu arıyordu.
Bir baba, eşinin elini bırakmamaya çalışıyordu.
Bir şair, cebinden küçük not defterini çıkardı.
Son satırına yalnızca iki kelime yazabildi:
"İnsan kalsın..."
Sonra duman odayı doldurdu.
Nefes almak zorlaştı.
Koridorlarda koşan ayak sesleri, yardım çığlıklarına karıştı.
Alevler yalnızca duvarları değil, umutları da sardı.
O gün, yalnızca insanlar yanmadı.
Türküler sustu.
Şiirler yarım kaldı.
Kalemler masaların üzerinde sessizce bekledi.
Annelerin yüreği yandı.
Babaların omuzları çöktü.
Çocukların geleceği karardı.
Aradan otuz üç yıl geçti.
Yeni nesiller doğdu.
Eski fotoğraflar sarardı.
Ama bazı acılar, takvim yaprakları eskidikçe küçülmedi.
Her 2 Temmuz geldiğinde, Sivas'ın gökyüzünde görünmeyen bir duman yeniden yükseliyor sanki.
Çünkü ateş söndü.
Fakat geride bıraktığı acı, hâlâ yüreklerde yanmaya devam ediyor.
Madımak, yalnızca bir bina değildir.
Madımak; kaybedilen canların, yarım kalan türkülerinin, söylenemeyen şiirlerinin ve vicdanlarda taşınan büyük bir hüznün adıdır.
Bugün onları anarken; kim olduklarından, hangi düşünceye sahip olduklarından önce insan olduklarını hatırlamak gerekir.
Çünkü hiçbir inanç, hiçbir fikir ayrılığı, hiçbir öfke; bir insanın yaşam hakkından daha değerli değildir.
Alevlerin küle çevirdiği bedenler toprağa emanet edildi.
Ama isimleri, bu ülkenin ortak hafızasında yaşamaya devam ediyor.
Ve belki de en büyük dua şudur:
Bir daha hiçbir şehir, hiçbir otel, hiçbir sokak; insanların yalnızca düşünceleri, sanatları ya da inançları nedeniyle göz göre göre hayatlarını kaybettiği bir acıya tanıklık etmesin.
Çünkü barışın dili, ateşten her zaman daha güçlüdür.
Ve insanlık, ancak acılardan ders çıkarabildiği gün gerçekten kazanacaktır.






