
Milet Müze Müdürü Baran Aydın ve Ben asıl kahramanlarız
2 romanımı bitirmek üzereyim. Biri: Didim'in Altındaki Deniz. Bu kitabımda Milet Müze Müdürü Baran Aydın ve Ben asıl kahramanlarız.
Sanat
Yayın: 10 Ağustos 2026 - Pazartesi - Güncelleme: 10.08.2026 15:26:00
Editör -
Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 4 dk.


Yusuf Mehmet Sarışın - 2 romanımı bitirmek üzereyim. Biri: Didim'in Altındaki Deniz. Bu kitabımda Milet Müze Müdürü Baran Aydın ve Ben asıl kahramanlarız.
https://yenididimhaberim.com/didimin-altinda-binlerce-yillik-bir-tarih-yatiyor-7492
İkincisi:
KIRMIZI FENER'İN ALTINDAKİ SERMAYE KADINLAR- Bir Gazetecinin Polis Muhabirliği Dönemindeki Tanıklığı...
Niye kitap yazmaya başladım. Anlatacağım.
KIRMIZI FENER'İN ALTINDAKİ SERMAYE KADINLAR kitabımın 33. bölümü.
BÖLÜM 33
BİR KADININ GÖZLERİ
Yıllar boyunca yüzlerce insanla konuştum.
Cumhurbaşkanlarıyla.
Başbakanlarla.
Valilerle.
Kaymakamlarla.
Emniyet Müdürleri ile,
Polislerle...
Savcılarla...
Hâkimlerle...
Doktorlarla...
Avukatlarla...
Belediye Başkanlarıyla....
STK'larla...
Siyasi Parti Başkanlarıyla.
Ama bazı konuşmalar vardı ki, tek kelime edilmeden de insanın hafızasına kazınırdı.
O gün de öyle oldu.
Operasyon bitmişti.
Polisler tutanak hazırlıyordu.
Foto muhabiri (M. Ali Varış) son karelerini çekmişti.
Ben çıkmak üzereydim.
Koridorun sonunda bir kadın duruyordu.
Ne konuşuyordu...
Ne ağlıyordu...
Sadece bana bakıyordu.
O bakışta öfke de yoktu.
Yalvarma da...
Yalnızca derin bir yorgunluk vardı.
O an not defterimi kapattım.
Çünkü bazı yüzler yazılmadan da anlatılır.
Yıllar sonra o bakışı hâlâ unutamadığımı fark ettim.
İnsan hafızası bazen isimleri unutur.
Tarihleri unutur.
Adresleri unutur.
Ama bir çift gözü unutmaz.
Belki de gazeteciliğin en ağır yükü budur.
Haber biter.
İnsan kalır.
Kendime uzun süre şu soruyu sordum.
O kadın bana ne anlatmak istemişti?
Belki hiçbir şey...
Belki de her şeyi...
Gazetecilikte her sessizlik cevap değildir.
Ama her sessizlik bir sorudur.
Ben o sorunun peşinden yıllarca yürüdüm.
BÖLÜM 34 - SESSİZLİK KONUŞTUĞUNDA
Meslek hayatım boyunca en uzun röportajları bazen hiç konuşmayan insanlarla yaptım.
Çünkü sessizlik de bir dildir.
Yeter ki dinlemeyi bilin.
Bir gün röportaj yapmak için oturduğum kadın, dakikalarca tek kelime etmedi.
Çay soğudu.
Saat ilerledi.
Ben bekledim.
Çünkü gazetecilik acele mesleğidir.
Ama iyi röportaj sabır işidir.
Sonunda başını kaldırdı.
"Biliyor musunuz?" dedi.
İlk cümlesi buydu.
"İnsan en çok anlatacak birini bulamadığında susuyor."
Defterime hiçbir şey yazmadım.
O cümleyi hafızama yazdım.
Yıllar boyunca birçok röportaj yaptım.
Kimi insanlar durmadan konuştu.
Ama hiçbir şey söylemedi.
Kimi insanlar ise tek cümle kurdu.
O tek cümle bir kitabın özeti oldu.
İyi gazetecilik bazen doğru soruyu sormaktır.
Daha önemlisi ise cevabın gelmesini beklemektir.
Bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki...
Bu kitabın en önemli tanıkları konuşanlar değil.
Sessiz kalanlar oldu.
Çünkü bazı hayatlar kendini kelimelerle değil...
Sessizlikle anlatır.
BÖLÜM 35
HABERİN GÖRMEDİĞİ HAYATLAR
Gazete ertesi sabah çıktı.
Başlık atılmıştı.
Fotoğraf basılmıştı.
Haber görevini yapmıştı.
Okur okudu.
Sayfayı çevirdi.
Hayat devam etti.
Ama haberin dışında kalan insanlar için hiçbir şey bitmedi.
Bir operasyon haberi yalnızca birkaç sütun yer kaplar.
Oysa o haberin içindeki insanlar, ertesi gün de yaşamaya devam eder.
Bir anne çocuğunu okula götürür.
Bir baba işe gider.
Bir kadın yeni bir sabaha uyanır.
Bir komşu kapıyı açar.
Bir esnaf dükkânını açar.
Hayat, gazetelerin baskı saatine göre akmaz.
Yıllar sonra bunu daha iyi anladım.
Gazetecilik günü anlatır.
Yazarlık zamanı...
İşte bu kitabı yazma nedenim de buydu.
Bir günün haberini değil...
Bir ömrün hikâyesini anlatmak.
Eski kupürlerime baktığımda birçok başlık görüyorum.
Ama onların arasında görünmeyen insanlar da var.
Fotoğraf kadrajına girmeyenler...
İfadesi alınmayanlar...
Adı yazılmayanlar...
Kimsenin sormadığı hayatlar...
Belki de gerçek hikâye onlardaydı.
Bu kitabı bitirdiğimde okurun aklında bir operasyon kalmasını istemiyorum.
Bir insan kalsın istiyorum.
Bir bakış...
Bir sessizlik...
Bir cümle...
Çünkü elli yılı aşkın gazetecilik hayatım bana şunu öğretti:
Haberler tarihi anlatır.
İnsanlar ise hafızayı.
Ve hafıza...
Gazete kâğıdından çok daha uzun ömürlüdür.
İşte ben bu nedenle kitap yazmaya başladım.
Ek Fotoğraflar





Yorumlar (0)
İlginizi Çekebilir






