

Yusuf Mehmet Sarışın Yazdı: Fazıl Say Konseri
Volkswagen Arena’nın kapıları açılırken içeri yalnızca insanlar değil, merak, beklenti ve derin bir sessizlik de giriyordu. Sahnenin ortasında bir piyano duruyordu. Ama biz biliyorduk; o piyano birazdan yalnızca tuşlardan ibaret olmayacaktı.
Sanat
Yayın: 28 Aralık 2025 - Pazar - Güncelleme: 28.12.2025 16:49:00
Editör -
Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 4 dk.


Bir Piyanonun İçinden Dünyaya Bakmak: Fazıl Say
Bazı akşamlar vardır; şehir susar, kalabalık durur, zaman bir anlığına nefesini tutar. İstanbul’un o akşamlarından biriydi…
Volkswagen Arena’nın kapıları açılırken içeri yalnızca insanlar değil, merak, beklenti ve derin bir sessizlik de giriyordu. Sahnenin ortasında bir piyano duruyordu. Ama biz biliyorduk; o piyano birazdan yalnızca tuşlardan ibaret olmayacaktı. O piyano, Fazıl Say’dı.
Uluslararası sanat dünyasının en güçlü seslerinden biri olan Fazıl Say, her yıl olduğu gibi bu yıl da yıl sonunu bir konserle değil, bir hikâyeyle kapattı. 27 Aralık Cumartesi günü gerçekleşen geleneksel yıl sonu konserleri, yoğun ilgi nedeniyle öğleden sonra saat 16.00’ya eklenen konserle birlikte binlerce dinleyiciyi aynı duyguda buluşturdu. Bu, sadece bir müzik etkinliği değil; sezonun en dikkat çekici sanat buluşmalarından biriydi.
Dünyaya Bir Uyarı: Mother Earth
Konserin ilk notasıyla birlikte salon başka bir atmosfere geçti. Fazıl Say’ın gezegenimizin geleceğine bir çağrı niteliğindeki “Mother Earth” Piyano Konçertosu, Türkiye’de ilk kez seslendiriliyordu. Piyanonun başında Fazıl Say vardı; ama çalan yalnızca bir besteci değildi. Çalan, kaygıydı… Çalan, umutla karışık bir uyarıydı.
Genç kuşağın dikkat çeken şeflerinden Nil Venditti, Fazıl Say Festival Orkestrası’nı berrak, dengeli ve güçlü bir anlatımla yönetti. Orkestra ile piyanonun diyaloğu, eserin dramatik derinliğini daha da görünür kıldı. Bu müzik, yalnızca kulağa değil, vicdana da hitap ediyordu.
Batı’dan Doğu’ya Uzanan Bir Yol: Mozart ve Mevlânâ
İkinci yarıda sahneye çıkan eser, Fazıl Say’ın yıllara yayılan düşünsel ve müzikal yolculuğunun bir özeti gibiydi: “Mozart ve Mevlânâ.” Batı’nın aklı ile Doğu’nun hikmetini aynı sahnede buluşturan bu eser, Türkiye’de ilk kez seslendirildi.
Şef Nil Venditti ve koro şefi Volkan Akkoç yönetiminde;
soprano Görkem Ezgi Yıldırım, mezzosoprano Ezgi Karakaya, tenor Mert Süngü, tenor Uğur Etiler, bas Burak Bilgili, neyzen Burcu Karadağ, kudümde Aykut Köselerli, Fazıl Say Festival Orkestrası ve Korosu…
Hepsi, tek bir anlatının parçasıydı.
Bu anlatı, müzikle kurulan bir köprüydü. Batı ile Doğu arasında değil; insanla insan arasında…
“Gel, Ne Olursan Ol Yine Gel”
Ve salonun kalbi, Mevlânâ’nın sözleriyle attı.
“Gel, ne olursan ol yine gel…”
Bu çağrı ve Yedi Öğüt, Fazıl Say’ın eşi, flüt sanatçısı Aslıhan And Say tarafından seslendirildi. Yanında, ney sanatçısı Burcu Karadağ vardı. Söz, nefes ve müzik birleşti. O anlarda salonda kimse alkışlamadı. Çünkü kimse bölmek istemedi.
Bazı anlar alkış istemez. Sadece hissedilmek ister.
Ayakta Alkışlanan Bir Hikâye
Binlerce izleyici, bu müzikal yolculuğun sonunda uzun süre ayakta alkışladı. Çünkü anlatılan şey yalnızca notalar değildi. Bu; dünyaya, insana, geçmişe ve geleceğe dair bir anlatıydı.
ACM Prodüksiyon organizasyonuyla gerçekleşen Fazıl Say yıl sonu konserleri, hem öğleden sonra hem de akşam seanslarında yoğun ilgi görerek sezonun en etkileyici sanat olayları arasındaki yerini aldı.
O akşam İstanbul’da bir piyano konuştu.
Ve biz, Fazıl Say’ı dinlerken aslında kendimizi dinledik.
Yusuf Mehmet Sarışın
Ek Fotoğraflar






Yorumlar (0)
İlginizi Çekebilir







