Taşa İşlenen Yıldız, Gönle Düşen Mana

YUSUF MEHMET SARIŞIN YAZDI: Taş avlunun ortasında akşam güneşi yavaş yavaş çekilirken, medresenin duvarlarındaki çiniler son bir kez parladı. Maviyle firuzenin iç içe geçtiği o desenlerin arasında genç çırak Murat’ın gözü bir şekle takıldı.

Yusuf Mehmet Sarışın yazdı Yayın: 29 Ocak 2026 - Perşembe - Güncelleme: 29.01.2026 11:31:00
Editör - Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 4 dk.
Google News

Taşa İşlenen Yıldız, Gönle Düşen Mana

YUSUF MEHMET SARIŞIN

Taş avlunun ortasında akşam güneşi yavaş yavaş çekilirken, medresenin duvarlarındaki çiniler son bir kez parladı. Maviyle firuzenin iç içe geçtiği o desenlerin arasında genç çırak Murat’ın gözü bir şekle takıldı.

“Usta,” dedi merakla, “şu sekiz köşeli yıldız… Neden her yerde var?”

Yaşlı nakkaş, fırçasını su kabına bıraktı. Gözleri, sanki yüzyılların içinden bakıyormuş gibi derinleşti.

“Evlat,” dedi, “sen sadece bir desen görüyorsun. Oysa o, bir medeniyetin kalbidir.”

Sekiz köşeli yıldız…
Türkistan bozkırlarından Anadolu’nun taş şehirlerine kadar uzanan uzun bir yolculuğun sessiz tanığı.

Usta anlatmaya başladı:

“Bu yıldız, iki karenin birbirine sarılmasıyla doğar. Biri dünyayı anlatır; toprağı, ekmeği, alın terini… Diğeri ise gönül âlemini; sabrı, şükrü, merhameti… Yani insanın hem maddi hem manevi yolculuğunu.”

Murat, yıldızın köşelerini saydı.
“Sekiz…”

“Evet,” dedi usta. “Her köşe bir erdemdir. Merhamet, doğruluk, sabır, sır tutmak, sadakat, tevazu, cömertlik ve şükür… İnsan bu sekiz kapıdan geçmeden olgunlaşamaz derler. Tasavvuf ehli de bu yıldızı sekiz cennet kapısına benzetir.”

Genç çırak, çinilere bir kez daha baktı. Artık sadece şekil görmüyordu.

 “Peki neden Selçuklu yıldızı diyorlar?” diye sordu.

Usta gülümsedi.
“Çünkü Anadolu’da en görkemli halini Selçukluların eserlerinde gördük. Konya’daki medreselerde, kervansaraylarda, camilerde… Ama kökü daha eskidir. Orta Asya’da ona Türkistan Yıldızı derlerdi. Bu, bir milletin göğe bakarken kurduğu hayalin sembolüdür.”

“Zaferi de simgeliyormuş,” dedi Murat, başka bir yerden duyduğu bilgiyi hatırlayarak.

“Doğru,” dedi usta. “Dört ana yön, dört ara yön… Sekiz yön demek, ‘Her yolda, her istikamette muvaffakiyet’ demektir. Yani hem iç dünyada hem dış dünyada kazanılan zafer.”

Bir süre sessizlik oldu. Sonra Murat tereddütle sordu:

“Usta… Bir de altı köşeli yıldız var. Onu da karıştırıyorlar bazen.”

Usta başını salladı.
“Evet, karıştırılıyor. O da çok eski bir semboldür. İki üçgenin iç içe geçmesiyle oluşur. Tarih boyunca farklı coğrafyalarda, farklı inanç ve kültürlerde kullanılmıştır. İslam sanatında da ‘Mühr-ü Süleyman’ adıyla yer bulmuştur.”

“Mühr-ü Süleyman?”

“Hz. Süleyman’a atfedilen bir sembol olarak anlatılır. Osmanlı sanatında, bazı sancaklarda, mimari süslemelerde görülür. Yani semboller bazen milletlerin değil, çağların ortak dili olur. Zamanla bazı toplumlarla daha çok özdeşleşse de kökleri çoğu kez daha derin ve daha yaygındır.”

Murat dikkatle dinliyordu.

“Yani,” dedi yavaşça, “bir sembolü sadece bugünkü anlamıyla değerlendirmek eksik olur…”

Usta memnuniyetle başını salladı.
“Aynen öyle. Her motifin arkasında katman katman tarih vardır. Bilmeden hüküm vermek kolaydır; anlamaya çalışmak ise emek ister.”

Güneş tamamen kaybolmuş, avlu serinlemişti. Medresenin duvarındaki sekiz köşeli yıldızlar loşlukta daha da gizemli görünüyordu.

Murat fırçasını eline aldı.
Artık sadece boya sürmeyecekti.

Her çizgide bir dua,
her köşede bir erdem,
her desende bir medeniyetin hatırası olduğunu biliyordu.

Ve içinden şu cümle geçti:

“Demek ki bazı yıldızlar gökte değil, taşın ve gönlün içinde parlıyormuş.”

 

Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.