

Didim’in nüfusu 103 bin olmuş. Bu bir başarı hikâyesi mi, yoksa yaklaşan bir sınav mı?
Not: Bu veriler açıklanmadan çok önce hızlı nüfus artışının ilçemize getireceği olumsuzluklara, Belediye Başkanı Hatice Gencay'a da imzalayıp, takdim ettiğim Didim kitabımda kısmen de olsa yer verdim. Kitabımı temin etmek için whatsapp hattı: 0507 7234769


Şimdi gelelim; Didim’in nüfusu 103 bin olmuş. Bu bir başarı hikâyesi mi, yoksa yaklaşan bir sınav mı? başlıklı yazıma...
Yusuf Mehmet Sarışın Yazdı
Bu sabah Didim’de güneş her zamanki gibi doğuyor. Altın sarısı bir ışık, Apollon Tapınağı’nın taşlarına vuruyor; deniz, mavi ile turkuaz arasında bir yerde, hafif dalgalı. Gökyüzünün altındaki en güzel yeryüzü denilen bu kasaba, ilk bakışta hâlâ bir kartpostal.
Ama bu sabah ajanslarda bir veri var.
Aydın’ın 2025 nüfus verileri açıklanmış. Nüfusun ağırlığı giderek sahil şeridine kayıyor. Kuşadası ilk sırada, Didim ikinci. Didim’in nüfusu 2024’te 101.474 iken 2025’te 103.141’e çıkmış. Yıllık artış hızı binde 31,7. Kâğıt üzerinde iki bin kişilik bir artış. Rakam küçük gibi. Ama yazın 850 bin ila 1 milyon arasında değişen bir kalabalık düşünülünce, bu artışın sadece sayı değil, yön değişikliği olduğu anlaşılıyor.
Bu, bir göç hikâyesi.
Göçün Sessiz Dalgası
Didim’e gelenler sadece yazlıkçılar değil artık. Büyükşehirlerden kaçan emekliler, uzaktan çalışan beyaz yakalılar, kira fiyatlarından bunalan genç aileler, yabancılar… Herkes biraz nefes almak, biraz deniz görmek, biraz “yavaşlamak” için geliyor.
Ama yavaşlamak isteyen insanların gelişi, ironik biçimde şehri hızlandırıyor.
Evler çoğalıyor. Arsalar imara açılıyor. Beton kamyonları, zeytin ağaçlarının arasından geçiyor. Bir zamanlar keçi yolu olan yerler site girişine dönüşüyor. Göç, sadece nüfusu değil, toprağın kaderini de değiştiriyor.
Didim’in sorusu şu:
Altyapısı bu hızın neresinde?
Altyapı: Görünmeyen Kriz
Hâlâ doğal gazın olmadığı, su sıkıntısının konuşulduğu bir ilçeden söz ediyoruz. Yazın milyonluk nüfusa yaklaşan bir yer, suyu tankerle takviye etmeye çalışıyor. Arıtma tesisleri kapasite sınırında. Elektrik hatları yükü zor taşıyor.
Kuşadası için de benzer kaygılar var. Kanalizasyon atıklarının denize verildiği iddiaları yıllardır kulaktan kulağa dolaşıyor. “Açık deniz, alır götürür” deniyor. Ama deniz bir çöplük değil; sadece sabırlı bir tanık. Gün gelir, o sabır tükenir.
Deniz önce bulanıklaşır.
Sonra kokar.
Sonra turist azalır.
Sonra ekonomi sarsılır.
Ve herkes şaşırmış gibi yapar.
Ekonomik Parlaklık, Kırılgan Zemin
Bugün için tablo parlak görünüyor. İnşaat sektörü canlı. Emlak fiyatları yükseliyor. Kafeler, beach’ler, yazlık siteler dolu. Turizm gelir getiriyor. Belediyelerin kasası hareketleniyor.
Ama bu büyüme üretime değil, tüketime dayanıyor.
Toprak satılıyor.
Manzara pazarlanıyor.
Gelecek, bugünün nakit akışına çevriliyor.
Oysa altyapı yatırımı uzun vadeli plan ister. Arıtma tesisi yapmak oy getirmez; ama yol açmak, site ruhsatı vermek hızlı sonuç verir. Merkezi hükümet ile yerel yönetimler arasında yetki, bütçe ve siyasi gerilim sıkıştığında olan kente olur.
Hükümetlere çok iş düşüyor.
Yerel yönetimlere daha da çok.
Ama plan mı var, yoksa sadece günü kurtarma telaşı mı?
Asıl soru bu.
Sosyolojik Fay Hatları
Göç sadece nüfusu artırmaz; kimliği de değiştirir.
Didim artık eski Didim değil.
Kuşadası artık eski Kuşadası değil.
Yerel halk ile yeni gelenler arasında görünmez bir çizgi oluşuyor. Esnaf fiyatı yazlıkçıya göre belirliyor. Kiralar yükseliyor. Gençler memleketinde ev bulamaz hale geliyor. Kültür değişiyor; mahalle kahvesi yerini zincir kafeye bırakıyor.
Bir yer büyürken aynı anda yabancılaşabilir.
Bir sabah uyanırsınız ve çocukluğunuzun geçtiği koyun önünde güvenlik kulübesi vardır.
Çevresel Bedel
En kırılgan başlık çevre.
Didim su fakiri bir coğrafya. İklim krizi Ege’yi daha da kuraklaştırırken, artan nüfusla birlikte su tüketimi katlanıyor. Yeraltı suları çekiliyor. Deniz kirliliği artma riski taşıyor. Betonlaşma toprağın nefesini kesiyor.
Gökyüzü hâlâ mavi olabilir.
Ama toprak susuzsa, deniz kirliyse, o mavi bir süre sonra sadece dekor olur.
10–15 Yıl Sonra
Ben Didim’i iki farklı gelecekte hayal ediyorum.
Birinci senaryoda:
Plansız büyüme devam ediyor. Arıtma yetersiz kalıyor. Yazın su kesintileri kronik hale geliyor. Deniz kirliliği konuşulmaya başlanıyor. Turist profili değişiyor. Nitelikli turizm azalıyor. Beton artıyor, yeşil azalıyor. “Eskisi gibi değil” cümlesi çoğalıyor.
Kuşadası da benzer bir yolda ilerliyor. Açık denizin gizlediği atıklar bir gün görünür oluyor. O zaman temizlik maliyeti, bugünkü yatırım maliyetinin kat kat üstüne çıkıyor.
İkinci senaryoda:
Merkezi ve yerel yönetimler siyasi çekişmeyi bir kenara bırakıp ortak plan yapıyor. Arıtma kapasitesi artırılıyor. Yağmur suyu ve gri su sistemleri kuruluyor. İmar disiplini sıkılaştırılıyor. Yatay ve kontrollü büyüme teşvik ediliyor. Su yönetimi bilimsel verilere dayandırılıyor. Turizm “çokluk” yerine “nitelik” hedefliyor.
Bu ikinci yol zor.
Ama mümkün.
Asıl Mesele
Didim’in nüfusu 103 bin olmuş.
Yazın 1 milyona dayanıyor.
Bu bir başarı hikâyesi mi, yoksa yaklaşan bir sınav mı?
Bir kenti büyütmek kolaydır.
Onu yaşanabilir tutmak zordur.
Gökyüzünün altındaki en güzel yeryüzü denilen Didim, kaderini sayılarla değil, planlarla belirleyecek. Aynı şey Kuşadası için de geçerli.
Deniz sabırlıdır ama unutmaz.
Toprak sessizdir ama affetmez.
Su azalırsa, hayat da azalır.
Ve belki bir gün, sabah güneş yine doğacak.
Ama biz o manzaraya bakarken içimizde bir soru olacak:
“Biz bu güzelliği korumak için gerçekten ne yaptık?”












