

Bazı pazarlar, sadece oldukları hâliyle insanın içinde yer eder
Yusuf Mehmet Sarışın Yazdı. Kitabımı temin etmek isteyenler için whatsapp hattı: 0507 723 4769


Pazar sabahı Didim’de deniz, sanki haftanın yükünü de üstünden atmış gibiydi. Sahil boyunca uzanan palmiye ağaçları rüzgârla ağır ağır sallanıyor, bazı dükkanlar kepenklerini yeni yeni açıyordu. Sokaklar, insanları geç uyanan adımlarına hazırlanır gibi sessizdi.
Yusuf Mehmet, balkon kapısını açtığında içeri tuzlu bir serinlik doldu. Uzaktan martı sesleri geliyordu.
Pazar günlerinin Didim’de ayrı bir ritmi vardı; aceleye yer yoktu. Saatler, sanki bilerek yavaş ilerlerdi.
Öğlene doğru Altınkum’a indi. Sahilde birkaç balıkçı oltalarını toplamış, denizle kısa bir sohbeti bitiriyordu.
Kumun üzerinde yalınayak yürürken, çocukluğundan kalma yaz tatilleri geldi aklına. Aynı güneş, aynı deniz…
Değişen tek şey, insanın içindeki zamandı.
Akşamüstü güneş, Apollon Tapınağı’nın sütunlarının arasından çekilirken gölgeler uzadı.
Taşlar binlerce yıllık suskunluklarıyla günü uğurladı.
Yusuf Mehmet, bir bankta oturup gökyüzünün turuncudan mora dönüşünü izledi.
Pazar günü, fark ettirmeden bitiyordu.
Gece olduğunda Didim yine sakindi.
Sahilden gelen hafif müzik, uzaktan geçen bir motor sesi ve denizin bitmeyen nefesi…
Yusuf Mehmet, eve dönerken düşündü:
Bazı pazarlar, hiçbir büyük olay olmadan, sadece oldukları hâliyle insanın içinde yer ederdi.
Didim’de bu pazar günü de onlardan biriydi.










