Babam şöyle derdi: Cuma, kalbi temiz tutma günüdür oğlum

YUSUF MEHMET SARIŞIN - Nasıl Ramazan, Kurban varsa, haftanın bayramı da Cuma’dır. Kitabımı temin etmek isteyenler için whatsapp hattı: 0507 723 4769

Yaşam Yayın: 30 Ocak 2026 - Cuma - Güncelleme: 30.01.2026 08:20:00
Editör - Yusuf Mehmet Sarışın
Okuma Süresi: 6 dk.
Google News

Nasıl Ramazan, Kurban varsa, haftanın bayramı da Cuma’dır.

YUSUF MEHMET SARIŞIN - Babam şöyle derdi: “Cuma, kalbi temiz tutma günüdür oğlum…”

Yıl 1962. İzmir Eşrefpaşa'dan Şirinyer İşçievleri'ndeki evimize taşınmıştık. 

Bahçeli müstakil bir evimiz vardı. 

Etrafımız zeytin ağaçlarının süslediği tarlalarla çevriliydi. 

Bahçemizde de 4 tane zeytin ağacı vardı. 

Ayrıca incir, nar, şeftali, erik, badem, ayva ağaçları da vardı. 

Gül ağaçları da vardı tabii ki. Hanımeli, yasemin kokardı bahçemiz. 

Aslanağzı derdik, babam her yere ekmişti. Çiçekleri oyuncağımdı benim. 

Maydanoz, tere, roka, nane, marul, domates, biber, patlıcan ekilirdi. 

Karpuz, kavun, kabak kendiliğinden çıkardı. Babam öyle derdi. 

Bahçede kedilerimiz ve köpeğim Niki dolaşırdı. Eve girmezlerdi. 

Kanalizasyon yoktu. Arka bahçede foseptik çukuru vardı. 

Evin altı merdivenle inilen bodrumdu. Çok yağmur yağdığı zaman suyla dolardı. 

Bir Ramazan ayıydı. İlk sahura kalktığım geceydi. İlk oruç tuttuğum gün olacaktı. 

Babam, "bir Ramazanın başında, bir ortasında, bir de sonunda tutarsın, 3 olur, yanına da bir sıfır koyarsın, 30 olur" demişti. 

Öyle yaptım. 

Akşamları babamla yakınımızda bulunan yarı inşaat halindeki camiye giderdik. 

Teravih namazı kılardık. Babam ne yaparsa onu yapardım. 

Hep "Bismillahirrahmanirrahim" derdim. 

Sonra babaannem bana duaları öğretti. 

Yıl 1963. İlkokul birinci sınıftan ikiye geçmiştim. 

Yine Ramazan Ayı geldi. 

Bir gün babam iftarda, "Yarın ramazanın ilk Cuma'sı" dedi. 

İşte ben o gün, babamdan Cuma gününün hikmetini öğrendim. 

Babam Cuma’yı anlatırken sesi hep yumuşardı. 

Sanki sadece bana değil, bütün gökyüzüne konuşurdu. 

O günleri hatırladıkça, Şirinyer İşçievleri’ndeki o bahçeli evimizin toprağı hâlâ avuçlarımdaymış gibi olur.

Akşam ezanından sonra bahçeye serdiğimiz eski kilimin üstünde oturuyorduk. 

Hava yaz kokuyordu. Yaseminle hanımeli birbirine karışmış, serinlik yavaş yavaş toprağın üzerinden yükseliyordu.

Uzakta köpek Niki’nin zinciri hafifçe şıngırdıyor, kediler incir ağacının dibinde gölgelerle oynuyordu.

Babam, elinde çay bardağı, dizlerini karnına çekmiş otururdu. 

Ben de tam karşısında, çiçeklerle oynaya oynaya onu dinlerdim. 

O akşam bana dönüp:

“Yarın Cuma,” demişti.

Sonra gözlerini gökyüzüne kaldırmıştı. 

“Cuma başka gündür oğlum.”

“Niye baba?” demiştim. 

Benim için o zaman günler sadece okul olan gün ve olmayan gün diye ikiye ayrılırdı.

Gülümsedi.

“Bak şimdi… Allah haftanın günlerini yaratmış ya… Cuma’yı müminlere bayram gibi vermiş. Nasıl Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı varsa… haftanın bayramı da Cuma’dır.”

Elini toprağa sürüp ufak bir taş almıştı. 

Taşı avucunda evirip çevirirken konuşurdu hep.

“Cuma öyle sıradan gün değildir. Âdem Aleyhisselam o gün yaratıldı derler. O gün cennete girdi, o gün yeryüzüne indirildi. Kıyametin de bir Cuma günü kopacağı söylenir. Yani başlangıç da Cuma, dönüş de Cuma…”

Ben gözlerimi kocaman açmıştım. Cuma birden gökyüzü kadar büyük bir şey olmuştu.

Babam devam etti:

“Bir de Cuma’da öyle bir an vardır ki oğlum… Kul dua eder de Allah o duayı geri çevirmez. Ama o an gizlidir. Kimine göre hutbe sırasında, kimine göre ikindiyle akşam arası… Onun için Cuma günü bol bol dua edilir.”

“Ben de edebilir miyim?” demiştim hemen.

Başımı okşamıştı.

“Senin duan daha çabuk gider yukarı. Çocuk duası temizdir.”

Sonra ciddileşmişti biraz.

“Cuma namazı da öyledir. Erkeklere farzdır. Cemaatle kılınır. Müslümanlar yan yana durur. Zengin fakir, büyük küçük… Omuz omuza. Kimsenin kimseden üstünlüğü yoktur Allah’ın huzurunda. Cuma bunu hatırlatır insana.”

Bahçeden hafif bir rüzgâr geçmiş, zeytin yaprakları hışırdamıştı.

“Cuma günü gusül abdesti almak sevaptır. Temiz elbiseler giyilir. Güzel koku sürülür. Camiye erken gidilir. Hutbe dinlenir. Konuşulmaz. Çünkü hutbe de namazın bir parçasıdır.”

Sonra bana eğilmişti:

“Cuma günü kimseyi kırmamaya dikkat edeceksin. Kalp kırmak zaten kötü ama Cuma günü daha da ağırdır. O gün affetmek, selam vermek, sadaka vermek, yetimin başını okşamak… Hepsi daha kıymetlidir.”

Ben o sırada aslanağzı çiçeklerinden kopardıklarımı diziyordum yan yana.

Babam gülmüştü:

“Bak sen de çiçekleri yan yana diziyorsun ya… Cuma namazında insanlar da öyle saf saf dizilir. Allah’ın kulları bir çiçek bahçesi gibi.”

Sonra eliyle göğsünü göstermişti.

“Asıl Cuma burada olacak oğlum. Kalbin temiz olacak. Kimseye kin tutmayacaksın. Cuma sadece camide değil, insanın içinde yaşanır.”

Ezan sesi uzaktan gelmeye başlamıştı. Yarım kalmış caminin minaresi yoktu belki ama ses gökyüzünden iniyor gibiydi.

Babam ayağa kalkmıştı.

“Hadi bakalım, abdest alalım. Cuma’ya hazırlık bugünden başlar.”

Ben de arkasından koşa koşa gitmiştim. Ne dediğini tam anlamasam da, Cuma’nın büyük, temiz ve ışıklı bir şey olduğunu o gün öğrenmiştim.

Yıl 2026.

Bugün yine Cuma.

Babamın sesi hâlâ kulaklarımda:

“Cuma, kalbi temiz tutma günüdür oğlum…”

Rahmet olsun ona. Ben hâlâ dualarımı o çocuğun kalbiyle etmeye çalışıyorum.

Ek Fotoğraflar
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.